12 minutes reading time (2488 words)

Uzak Yakın Demeden Köşe Bucak Adana

Uzak Yakın Demeden Köşe Bucak Adana

Günün ilk ışıkları ile Türkiye'nin 5. büyük şehrini kucaklamak için hazırız. Yolculuk öncesi tüm hazırlıklar tamam, sadece uygulaması kaldı geriye.

Mitolojik kaynaklarda kentin adının, Kronos'un oğlu Adanus'tan geldiğinden bahsedilir. Hitit kaya tabletlerinde ise "Attania, Adania" olarak geçmekte ve Adana'nın kurucusunun da Adanus olduğu söylenmektedir.

Adana Havalimanı'na heyecanlı bir şekilde biraz da rötarla inişimizi tamamlıyoruz. Hemencecik aracımızı alıp haritamız ve Yandex ile :) yol almaya başlıyoruz. Havalimanı, şehir merkezine çok yakın ama şehir dışına taşıma planları varmış.

Biz, rotamızı doğu yönüne, Ceyhan'a doğru çeviriyoruz. Biraz tarihi eserler ve doğal güzellikler arasına karışalım istedik. İlk durağımız antik dönem başkentlerinden Anavarza (Dilek Kaya Köyü) ören yeri. Çok fazla tabela yönlendirmesine rastlamıyoruz. Bu sebeple köylülerin yardımına başvuruyoruz. Kimi köy kahvelerinde minik çay molaları veriyoruz; hatta Adana'daki ilk etle tanışmamız da yine bu rota üzerinde oldu.

b2ap3_thumbnail_1-adana-ceyhan-kozan-anavarza-dilekkaya-koyu-oren-yeri.jpg

Antik Roma'da "Anazarbus" olarak anılan kentin girişinde Alakapı'nın -zafer takı- önünde motosikletiyle köyün muhtarı karşılıyor bizi. :) Güneş tepede olduğu için, bu sıcakta anca yabancı turistler gelir diye düşünmüş. Güneş yakıcılığı ile boy göstermeseydi heybetli kayalığın üzerinde boy gösteren kaleye çıkıp manzaraya doymak isterdim. Yüzeydeki mimari öğeler, kilise ve hamam kalıntılarını görebildik sadece. Son yıllarda başlayan kazılarla, gözümde canlandırdığım kente dair etkileyici buluntularla karşılaşılacağına inanıyorum. Mimari öğelerle ilgili çalışmalar da tamamlanırsa -depremlerden ve çeşitli yerleşimlerden sonra zarar gören ve şu anda da kaderine bırakılmış gibi duran kent- hak ettiği ilgiye kavuşabilir diye düşünüyorum. Muhtarın göndermiş olduğu köylü ise saklı kalan güzelliklere doğru götürdü bizleri.

Antik kentle kırsal yaşam düzeni iç içe. Köylülerin evinin bahçesinde mozaikli bir havuzla karşılaşırsanız şaşırmayın sakın. Bir yanda sürülmüş tarlalar, turunç bahçeleri ile bir yanda da tarihi eserler varlığına devam ediyor. Tarlalarda portakallar ağaçların üzerinde kurumuş kalmış. Hemen kendimi tarla sahibi olarak düşünüp en kötü ihtimalle reçel yapardım dedim. Çikolata ve başka gıdaların içerisinde kabukları da kullanılıyor üstelik. Bir şekilde bağlantı kurmaya çalışırdım. İşler bize mi kolay geliyor bilmiyorum ama o kadar ürünün ziyan olmasına çok üzüldüm. Belki de kış çayları için dalında kurutma yöntemini uyguluyorlardır. :) Son birkaç yıldır değişen iklimler ve azalan yağışları düşünecek olursak verimli toprakların kıymetini bilmemiz gerekir.

b2ap3_thumbnail_2-adana-ceyhan-kozan-anavarza-dilekkaya-koyu-oren-yeri-mozaikli-havuz.jpg

Anavarza'ya dair efsaneyi de sizlerle paylaşmak isterim. Vaktiyle huzur içerisinde geçinip giden kentin kralının güzel kızının talipleri varmış. Aksilik bu ya hem Sis Kralı hem de Misis Kralı oğulları için haberci gönderir. Olumsuz cevap karşısında da savaş açacaklarını bildirirler. Bu durum karşısında kralın güzel ve akıllı kızının çözümü ise kente ilk suyu getiren ile evleneceğinin söylenmesi şeklindedir. Efsaneye göre kralın kızının gönlü Sis Kralının oğlundadır ancak Misisliler su yolunu daha önce tamamlar. Bunun akabinde de genç kız kendini kayalıktan aşağı atmıştır.

Hazin sonlu hikayeyle içimiz burkuldu ama yollar bizi bekler. Halk arasında "Şahmeran" olarak anılan bir başka kalenin olduğu Yılankale'ye doğru rotamızı çeviriyoruz. Sıklıkla Anadolu motiflerinde de karşımıza çıkan yarı yılan yarı insan olarak tasvir edilen Şahmeran'ın hiç yaşlanmadığı, ölünce de ruhunun kızına geçtiğine inanılmaktadır. Şahmeran'ın aslında "Şeyh Meran" isminden geldiği ve bu kişinin bir yılan terbiye ettiği söylenilmektedir. İkinci bir rivayete göre de yerin yedi kat altında yaşayan, dostluk ve sevgiye önem veren "meran" isimli, ölümsüz yılanların başında Şah-ı meran varmış. Bir gün Cemşab isimli yoksul bir ailenin çocuğu arkadaşları tarafından kuyuya bırakılır. Kuyuda gördüğü bir deliği büyüterek oradan çıkmayı başarır. Yorgunluktan uyuyakalan genç, uyandığında etrafında yılanların olduğunu görür. Şahmeran olanları dinledikten sonra yerinin söylenmemesi şartı ile gence çıkması için yardımcı olur. Günler sonra Cemşab, arkadaşları ile konuşurken Şahmeran'ın yerini bildiğini ağzından kaçırır. Padişahın hastalığını yenmesi için de Şahmeran'ın etini yemesi gerekmektedir.Yerinin söylenmesi karşılığında Cemşab'a türlü ödüller teklif edilir. Sonuç olarak da Şahmeran bulunur; padişahın sağlığına kavuşması için öldürülür. Günümüzde de yapılan iyiliklerin görmezden gelindiğini, üç kuruşa satıldığını, benzer hikayeleri duyup yaşamıyor muyuz?

b2ap3_thumbnail_3-adana-ceyhan-yilankale-sahmeran-kalesi.jpg

b2ap3_thumbnail_4-adana-ceyhan-yilankale-sahmeran-kalesi.jpg

Esen rüzgarda savrulan ağaçlar ile gökyüzündeki bulutların hayran bırakan oyunlarını izlerken hedefe varıyoruz. Kalede kazı çalışmaları başladığı için sadece aşağıdan görebildiklerimizle yetindik. Yamaca hakim kalenin heybeti yeterince hissedilebiliyordu. Buraya kadar gelmişken biraz da keyif çatalım dedik ve hemen girişteki restoranda mola verdik. Rüzgar, efil efil kendini hissettiriyor. Temiz gözüken mekanda birkaç içecek yudumladıktan sonra kalkıyoruz. Çok acıkmış olursanız karnınızı doyuracak et çeşitleri de bulunuyor. Ancak diğer mola yerlerimizdeki içinde et olan hesaplarımıza kıyasla daha çok ödeme yaptığımızı belirtmek isterim.

Saatler gittikçe ilerlerken karnımız yeniden acıkmaya başlamıştı. Tabi takip edeceğimiz bir program da var. Yumurtalık'a varmadan önce birkaç görülecek yerimiz daha kalmıştı. Meşhur ayranından içemesek de buralara kadar gelmişken Misis (Yakapınar) Köprüsü'nden geçmeden olmaz dedik. İpek yolunun geçtiği, 9 gözlü taş köprü halen kullanımda. Buraya dair dile getirilen bir rivayet ise Lokman Hekim'in ölümsüzlük ilacını nehre düşürmesine dairdir.

b2ap3_thumbnail_5-adana-ceyhan-yakapinar-misis-koprusu.jpg

Çok fazla zaman kaybetmeden Misis Mozaik Müzesi'ne gidiyoruz. Bekçinin oğlu bize rehberlik yapıyor. Höyük kazıları esnasında çıkan buluntuların sergilenmesi için kurulmuş olan müze, 17:00'ye kadar açık ve giriş ücretsiz. Mozaik müzesi dediğimde aklınıza bir Zeugma ya da Hatay örneği gelmesin. Çok daha küçük çapta, sınırlı bütçelerle oluşturulmuş kendi halinde bir müze. Müzeye girdiğinizde hemen ortadaki geniş alanda yer alan Nuh Tufanı esnasında gemideki hayvanların canlandırıldığı mozaik tabanen dikkat çekici eser. Bahçede başka mozaikler ve mimari öğeler yer alıyor.

b2ap3_thumbnail_6-adana-ceyhan-yakapinar-misis-mozaik-muzesi.jpg

Günün son saatlerine doğru geldikçe otelimizin olduğu Yumurtalık'a (Ayas/Aigeia) gittikçe yaklaşmıştık. Merkeze girer girmez, daha doğrusu mavi denizi çarşaf gibi önümüzde serilmiş görünce oteli falan unutuyoruz; şöyle bir dolanalım istedik. Sudaki kayıkların yaren olduğu, Ortaçağ'dan kalan kalenin kulesi selamlıyor bizi. Kale kulesinin duvarları, devşirme olduğunu anlatıyor. Antik dönemde yerleşim gören Yumurtalık, Ortaçağ'da önemli liman kentlerinden birisi konumunda olmuş. Çin seyahati için buradan aktarma yapan İtalyan seyyah Marco Polo'nun ismi buradaki iskeleye verilmiş.

b2ap3_thumbnail_7-adana-yumurtalik.jpg

Denizin ortasında hemen farkedilen adacığın üzerindeki yapı da "Kız Kalesi" adıyla anılıyor. İtalyan mimari özelliklerini taşıyan kale, şu haliyle bakımsızlıktan bir yıkıntı izlenimi veriyor. Kararan hava ile birlikte ışıklar renkten renge geçerek görsel anlamda dikkat çekici bir gösteri sergiliyor. Kaleye dair meşhur efsane ise şu şekilde: "Kahinler, krala güzel kızını bir yılanın sokacağını haber verince; kral, kızını denizin ortasında yapılan bu kaleye göndermiş, ancak bir üzüm sepetinin içine giren bir yılanın kızını öldürmesine engel olamamış."

b2ap3_thumbnail_8-adana-yumurtalik-kiz-kalesi.jpg

Arap ve Bizanslılarla yapılan savaşlarda oldukça hasar gören yerleşimin önemli ama benim de bilmediğim yanları ise;

1. Sayılı Asklepeion Tapınakları'ndan birisinin -Helenistik Dönem'e tarihlenmekte- burada olması. Bilindiği gibi sağlık ve tedavi merkezi olan Asklepeionlarda tedavide hala kullanılan telkin ve fizyoterapinin çeşitli şekilleri uygulanmaktaydı. Kaynaklar, Antik Dönem'de bilinen ilk organ naklinin burada yapıldığına değiniyor. Tapınakta büyücülük yapıldığı görüşü nedeniyle Doğu Bizans İmparatorluğu zamanında yıkım olmuştur.

2. Diğer bir özelliği ise, XI. yüzyıldan itibaren piskoposluk merkezi ve önemli ticaret limanlarından biri olarak kullanım görmesi.

Merkez oldukça ufak olduğu için hemencecik bitiverdi. Kaymakamlık binasının ön kısmında sergilenen mimari kalıntılar açık hava müzesi havasında. Kısa turumuzun ardından sahildeki bir balıkçıda yerimizi alıyoruz. Adana'da balık mı yediniz yoksa diyeceksiniz ama önce seçimimiz kebaptan yanaydı. Bayan olarak burada daha rahat edeceğimizi söyleyip, istersek oradan alıp burada yememizi teklif ettiler. İyi ki de böyle bir yaklaşımla karşılaştık çünkü deniz levreği fırsatını yakalamış olduk. :) Burada da salatalar lezzetli, karşılama içten ve hesap 4 kişi için oldukça uygundu.

Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra geçen yıl yapılmış olan otelimize doğru yol alıyoruz. Sizlerin de yolu düşerse, bu temiz otel -Yumurtalık Otel- tercihleriniz arasında yer alabilir. Bir de kahvaltı teras katta verilirse rakiplerine fark atar. Tek olumsuz yanı plaja gitmek için biraz meşakkatli bir mesafe katedeceksiniz. Araçla yaklaşık 5 dk.'da merkeze varıyorsunuz. Oda fiyatları da -Adana'nın yazlık kesimi diye düşünecek olursak- yine hesaplı geldi. Kişi başı 50 liraya kahvaltı dahil konaklamış olduk.

Yumurtalık, daha çok mini bir hafta sonu tatili için uygun olacaktır. Birkaç pastane, restoran ve otellerin dışında özellikle akşamları vakit geçirebileceğiniz yerler sınırlı. Gündüz deniz, güneş, kum deyip akşam da denize karşı keyifle yemeğinizi yedikten sonra bir sahil yürüyüşü ile keyfinizi artırabilirsiniz. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan kesimin bu tip sakin, huzurlu yerleşimleri keşfedip bir nevi detoks yapması gerektiğini düşünüyorum.

Ertesi günün ilk ışıkları odamıza vururken erken kalkan yol alır dedik. Daha çok kentleşmiş, modernlik başlığı altında taşlaşmış, benim çok fazla bir yaşam ruhu göremediğim site ve villaların olduğu Karataş'ı, Adana'nın diğer gözde yazlık yerini görmeye karar verdik. Anladığım kadarıyla Yumurtalık'taki kesim daha karma. Magarsus Antik Tiyatrosu'nu ve milli parkların yakın olduğunu görünce plan program hemen değişiyor. :) Tiyatronun konumu oldukça etkileyici. Denize nazır amfitiyatronun kazı çalışmaları henüz geçen yıl başlamış. Basamakların ortaya çıkarıldığı tiyatronun yanı sıra diğer antik yapıların da gün yüzüne çıkarılması için çalışmalar devam edecekmiş.

b2ap3_thumbnail_9-adana-karatas-magarsus-antik-kenti-amfitiyatro.jpg

Günün ikinci durağı olan Yumurtalık Lagünü, hem balıkçılık açısından hem de kuşlar açısından önem taşıyan bir nokta. Deniz kıyısında, suyun gel-git yapmasının ardından, suların çekilmesi ile yetişen deniz börülceleri -halk dilinde çorak otu/kaya koruğu olarak adlandırılıyormuş- sere serpe kıyılara yayılmış. Hafif tuzluve ekşi ama bir o kadar da lezzetli bir bitki olan deniz börülceleri mineral yönünden oldukça zengin. Bir an için gözümün önüne balık sofralarımız geldi. Bu vesileyle deniz börülcesi, nereden gelmiş nasıl olurmuş öğrenmiş olduk.

b2ap3_thumbnail_10-adana-yumurtalik-lagunu.jpg

Dünya'da soyu tükenmek üzere olan Yeşil Deniz Kaplumbağaları'nın yüzde 50'den fazlasının Akdeniz sularında hayat bulduğunu öğreniyoruz. Bu anlamda da yine Yumurtalık ayrı bir önem taşıyor. Türkiye'de yumurtlama-yuvalama için uygun 20 yerden biri de Yumurtalık kumsallarıymış. Bu biyolojik sorumluluk, insan kaynaklı sorunlar -bölgedeki turistik faaliyetlerin artması ve yapılaşma- nedeniyle tehdit altındaymış. Umarım doğayla birlikte yaşamayı öğrenebilir ve bir gün tüm yapıp etmelerimizin doğanın hafızasında zarar olarak algılandığını kavrayabiliriz çok geç olmadan.

Bu rotadaki son durağımız ise Süleyman Kalesi oldu. Bir bekçi edası ile yalnız varlığını devam ettiren kulenin önünden devam ederseniz denize karşı kaya mezarlarının olduğunu görebilirsiniz. Kıyıdaki doğal oluşumlardan faydalanarak 10'larca lahitlik mezarlar oyulmuş. Kale, Osmanlı Dönemi Padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapıldığı için onun adını almıştır. Denizden gelebilecek saldırılara önlem olması düşüncesi ile inşa ettirilen kalenin, 1536 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir.

b2ap3_thumbnail_11-adana-suleyman-kalesi.jpg

Manzara hafızamızı doldurup birkaç kare fotoğraf çektikten sonra biraz da kentin nabzını tutmak için yol alıyoruz. Eser yönünden zengin olabileceğini düşündüğüm Arkeoloji Müzesi, maalesef ki restorasyonda olduğu için kapalıydı. Biz de Atatürk Evi ve Sinema Müzesi'ne doğru yol alıyoruz.

Tipik bir XIX. yüzyıl Adana evi olan Atatürk Müzesi'nin serin avlusu, çölde su bulmak gibi oldu bizler için. Bekçi ve güvenlik görevlisinin sıcak karşılaması ardından anlatımları ile kısa süreli bir ziyaret gerçekleştirdik. Fahri Uğurlu'ya ait evde Atatürk'ün kalmış olduğu oda ve çalışma-misafir kabul odaları yer alıyor. Sohbet esnasında sıklıkla şehre ziyaretlerde bulunan Atatürk'e fahri hemşehrilik beratının verildiğini öğreniyoruz. Bunun dışında hafta sonu tatili kararı :), Hatay'ın anavatana katılması gibi anlar yine bu şehirde vuku bulmuştur. Ulu Önder, Adana'ya yapmış olduğu ziyaretler esnasında, akıllarımıza adeta kazınmış olan "Köylü milletin efendisidir." ve "Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözlerini dile getirmiştir.

b2ap3_thumbnail_12-adana-ataturk-muzesi.jpg

Atatürk Müzesi'nde tarihe yolculuğumuzun ardından yürüme mesafesindeki Sinema Müzesi'ne geçiyoruz. Uzun yıllardır düzenlenen ve geleneksel hale gelen Altın Koza Film Festivali'nin de Adana'da yapıldığını düşününce farklı beklentilere giriyor insan ya da beklenti çıtası yükseliyor. Çok büyük olmayan iki katlı müzeye giriş ücretsiz. Müze içerisinde Adanalı sanatçıların fotoğrafları ile filmlerin afişlerine yer verilmiş. Üst kattaki bir oda Yılmaz Güney'in eşyaları, el yazmaları ve canlandırmasına ayrılmış. Her iki müzeyi de 15-20 dakikada gezmeniz mümkün.

Adana'nın en eski mahallerinden biri olan Tepebağ'da bizim dışımızda iki fotoğrafçı ve birkaç çocuktan fazlasını görmüyoruz. Hava sıcak olduğundan ya da Pazar gününe denk gelmemizden belki de kimseciklerle karşılaşmıyoruz Bulut dışında. Bulut, annesi babası ayrı, çocuk esirgemede büyümüş 20'lerin başlarında genç bir delikanlı. Bizim görmek istediğimiz yerlere tarifle gönderemeyeceğini anlayınca kısa süreli rehberimiz oluyor. İyi ki yanımızdan ayrılmadı çünkü daha sonra öğrendik ki dolaştığımız yerler hiç de tekin değilmiş. Ermeni mahallesi olduğu için özellikle mimari dokuda izler görmek mümkün. Bu izleri korumak adına da restorasyon çalışmalarına başlanmış.

b2ap3_thumbnail_13-adana-tepebag.jpg

b2ap3_thumbnail_14-adana-tepebag-saint-paul-kilisesi-bebekli-kilise.jpg
Buradaki etkileyici mimari yapılardan birisi alınlık kısmında 2,5 metrelik tunç Meryem heykelinin olduğu Saint Paul kilisesi. Halk arasında "Bebekli Kilise" olarak bilinen kilise ibadete açık.

Buradan yol alıp meşhur tatlıcı Gönül Kardeşler'e doğru yürüyoruz. Her ne yerseniz yiyin tadı damağınızda kalacağına eminim.

En sonunda adımlarımız bizi Ulu Cami ile buluşturuyor. 1514 yılında inşası biten, Selçuklu, Memlük ve Osmanlı mimarisinden izler taşıyan caminin hemen karşısındaki medresenin avlusunda bir kahve içmeden geri gelmeyin lütfen. Ağaçların altında, serin ve sakin olan bu yer sizin için huzurlu bir mola imkanı sağlayacaktır. Ramazanoğulları tarafından inşa ettirilen caminin avlusunda ise Türkçe'ye ve edebiyata yaptığı katkıların yanı sıra aynı zamanda Adana Valisi olan Ziya Paşa'nın portresi ve kabri yer alıyor.

b2ap3_thumbnail_15-adana-ulu-cami.jpg
b2ap3_thumbnail_16-adana-valisi-ziya-pasa.jpg

Buraya kadar gelmişken ağzınızı tatlandırmak ve hediyelik bir şeyler almak isterseniz cezeryeciye uğramayı ihmal etmeyin. Üst katta üretilen ürünler alt katta da müşterilerin beğenisine sunuluyor. Cezeryenin yanı sıra, birçok çeşitte lokum, cevizli sucuk gibi lezzete raflarda rastlamak mümkün.

Gelelim Gazipaşa olarak adlandırılan, esas olarak kentlilerin yoğunluğunun olduğu, yeşillendirilmiş, geniş yürüme alanlarının olduğu Seyhan'ın kıyısına. Taşköprü, HiltonSa ve Sakıp Sabancı Camisi manzaranın vazgeçilmez öğelerinden.

b2ap3_thumbnail_17-adana-sakip-sabanci-cami.jpg

Sakıp Sabancı Camisi, bulunduğu yere hakim bir şekilde heybetini koruyor. Amaç edinilen de bu heybetse yerini bulmuş diyebilirim. Aynı anda 28.500 kişiye ibadet imkanı sağlayabildiği için Balkanlar'ın ve Ortadoğu'nun en büyük camisi olma özelliğine sahip. Altı minareli caminin ana kubbesinin çapı ise 32 metreymiş.

b2ap3_thumbnail_18-adana-gazipasa-seyhan-taskopru.jpg

Adeta Adana'nın simgelerinden olan köprü, Roma İmparatoru Hadrian zamanında yapılmış. Zamanında 21 gözden oluşan Taşköprü'den geriye 14 gözlü bir yapı kalmış. Sadece yayaların kullanımına açık olan köprü, Seyhan ile Yüreğir yakalarını birleştiriyor.

Bu bölgede yürüyüşe devam ederseniz Küçük Saat Kulesi'ni de görmüş olacaksınız. Turuncu asma köprüler, fotoğraf karelerinin olmazsa olmaz fonunu oluşturuyor. Herkes sere serpe çimlerin üzerinde tatil gününün tadını çıkarıyor. Küçüğü varsa büyüğü de vardır diyeceksiniz, doğru! ama bizim Büyük Saat Kulesi'ni görme fırsatımız olmadı.

b2ap3_thumbnail_19-adana-gazipasa-seyhan-kucuk-saat-kulesi.jpg

Köprü boyunca Seyhan'a karşı bi'kaç bardak çay yudumlamak ya da atıştırmalık bir mola için tercih edilebilecek kafeler yer alıyor. Gençlerin ağırlıkta olduğu mekanlarda, koyu sohbetin yanısıra tavla vs. oynama imkanı da var. Bizim oturduğumuz yerde sivriler rahat bırakmadığından yudumlar yudumlara eklendi ve çabucak kalktık. Gelin ve damatlar, yeni nişanlanan çiftler de renkli kareler çıkarmak üzere yine nehir boyunca kıyıları mesken tutmuşlardı. Nehir üzerinde şöyle bir sandal sefası da çekilse fena olmazdı hani.

Gözüme çarpan bir diğer ayrıntı ise İstanbul'da karşılaştığımız Suriyelilerin çoğu geçim için dilenirken burada daha hali vakti yerinde gözüküyorlardı. Çoluk çocuk hem güneşin hem de hafta sonu tatilinin tadını çıkarıyorlardı. Belki bulunduğumuz mevki ile ilgilidir ama gerçek anlamda yerliden çok Suriyeliler vardı. Hatta yine köprü boyunca yürürken bir seyyar tezgahta Suriye tatlısının -bizim şekerparenin biraz daha büyükçesine benziyor- satıldığını gördüm. Bu da gösteriyor ki yavaş yavaş arz taleple gelişen bir kültür taşıma da söz konusu.

Durup düşününce gerçekten Anadolu insanının değerini bir kez daha anlıyorum. Büyük şehirlerde 25-50 kuruşun bile peşinde olunurken büyük yürekli insanlar, "siz misafirsiniz" deyip ödeme taleplerimizi geri çevirebildiler. İyi ki hala 'güzel insan olmak' duygularını barındıran birileri var.

Bir başka nokta ise, gezimizin başlarında fark ettiğimiz ve sonlarına doğru da iyice netleştiğimiz konu olan halkın tarihi eserler konusunda yeterince hassas ve kıymet bilir olmamaları. Hemen hemen adres sorularımızın çoğunun cevabı: "Hıı, o taşlar mı? Bi'şey yok ama orada..." tarzında oldu. Aslında bu konuyu tek bir yöre insanı ile özdeşleştirmek de yanlış. Bizler toplum olarak tarihi zenginliklerimizi sıradan ve değersiz görüyoruz. Olması gerekenin çok alt düzeylerinde itina gösteriyor ve kıymet bilmiyoruz. Umarım ki önümüzdeki yıllarda bu bilinç düzeyimiz daha da yukarılara taşınır.

Ve Munise olmasaydı o yollar nasıl katedilirdi? Toplu taşıma ile ya da taksilerle hangi konforda yolculuk ederdik bilmiyorum. Bir kere zamanlama olarak görülecekler listemizin yarısının iptali şart olurdu. Bu tecrübeden yola çıkarsak, sizler de bu coğrafya ile tanışmak isterseniz araba kiralamanız tavsiye olunur. Aracınızı da gitmeden önce ayarladınız mı değmeyin keyfinize.

Karacaoğlan, Bedri Baykam, Şener Şen, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Suna Kan ve Haluk Levent gibi birçok ünlü ismin memleketi olan Adana'yı bir gün sizlerin de ziyaret etmesi dileğiyle,

b2ap3_thumbnail_20-adana-ceyhan-yilankale-sahmeran-kalesi-dilek-turan.jpg

 Yeni keşiflerde görüşmek üzere,
Haziran, 2014

 

Kebap Cenneti Dediler…
Vizesiz Gidilebilen Ülkeler Listesi 2014

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin