2 minutes reading time (421 words)

St. Petersburg

peter-the-great-buyuk-petro.jpg

[2011 yılında gerçekleştirdiğim Rusya-Kazakistan-Moğolistan seyahatimden notlar serisi 15]

St. Petersburg, ilk bakışta gözleri yaşlı bir Paris gibi görünüyor bana önce, ama ıslak kaldırımlarında saatlerce yürüdükten sonra biraz Roma, biraz Atina, biraz Londra, Avrupa'nın dört bir köşesine rastlıyorum onda. ("Schengen vizesi çıkmayanlara birebir" diyorum:))

...

Fransa'dayken Paris'te yaşayanlar ve diğerleri ayrımının çok benzeri Rusya'da Moskova ve St. Petersburg'da yasayanlar ve diğerleri şeklinde var. Fakat Moskova'yla St. Petersburg da bir başka çeşit hiyerarşik sıralamaya giriyorlar sonra yine kendi aralarında; Moskova, dinamizmiyle "geçiyor" St. Petersburg'u, St. Petersburg ise "entellektüelliği" ile. Ama benim konuştuğum kişilerden çoğu, Moskova'yı tercih ediyor St. Petersburg'a, St. Petersburg'u "yapay", Moskova'yı tüm ultra-zenginleri ve şatafatlı mekânlarına rağmen "daha gerçek" buluyorlar. (Ben de Moskovacılardanım)

Burada tanıştıklarımdan biri, kırmızı bereli, kırmızı ince çoraplı yaşlı bir kadını işaret ediyor hafifçe başıyla, "Mesela," diyor "bu kadın Rusya'da ancak St. Petersburg'da bu şekilde gezebilir."

Piter diyorlar Ruslar genelde uzuun St. Petersburg yerine, ama gençler ve yaşlılar hâlâ Leningrad adını da kullanıyorlar şehir için, birinci grup hafif dalga geçercesine, bir de muhtemelen aynı isimli ünlü müzik grubuna sevgilerinden, ikinci grup ise daha çok alışkanlıktan, biraz da nostalji yaparcasına.

Bu arada "Leningrad" grubu da neymiş diyorsanız şöyle de reklam verelim efendim:

Ünlü bir "Hermitage"'ı var St. Petersburg'un, içinde Rusya'nın en büyük, en kapsamlı müzesini barındıran aslen bizim Deli Petro dünyanın geri kalanının Büyük Petro, Ulu Petro dediği şehrin kurucusu I. Petro'nun sarayı. Yine Fransa'ya referans vererek Fransa'nın ünlü Louvre'unun Rus karşılığı diyebiliriz. Ama ben o kadar fazla zevk almıyorum nedense sarayda dolaşmaktan, ondan fazla şehrini gezdiğim Rusya'ya bir de bir müzeden bakayım, beklentisiyle gidiyorum sanırım. Oysa Rusya'ya dair pek bir şey yok müzede, müzenin yarısından çoğu 17.-18. yy Avrupa sanatına ayrılmış, bir katı ilk çağ ve öncesinden kalma buluntulara. Ertesi gün St. Petersburg'a bağlı küçük bir yerleşim yeri olan Puşkin'deki Katerina Sarayı'nda dolaşmaktan, saraydaki sergilenen alan görece çok çok daha küçük olsa da, daha çok keyif alıyorum. Özellikle de bütün müzeyi gezdikten sonra sarayın savaştan önceki hâli, savaş sırasında yaşananlar ve savaş sonrası bir harabeden restore edilişinin fotoğraflarına bakmak sarayı bütün tarihiyle beraber kucaklıyormuşum hissini verdi bana. Az önce içinden çıktığım dört bir tarafı altın kaplı odanın, çırılçıplak, içi bombalarla dolu fotoğrafını görmek, ya da Rusların Almanlar yağmalamasın diye kuşatmanın hemen öncesinde tahta kutulara koyup St. Petersburg'da katedralin bodrumuna saklayışlarını ve ertesi sene Devrim'in yıldönümünü o bodrumda tahta kutuların yanında kutlayışlarını.

...

Birbirinden güzel beş gün geçirdim St. Petersburg'da ama başka da yazacak bir şey bulamıyorum hakkında işte, garip... Ünlü şehir, daha bir şeyler anlatmak gerekir diye dürtüyor içimden bir şeyler ama üzgünüm bu kadar bende iz bırakanlar.

Moskova
Ekaterinburg

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin