11 minutes reading time (2288 words)

Ozanlar Şehri Uşak’tayız

Ozanlar Şehri Uşak’tayız

Her şey EMITT fuarında Uşak yakınına havalimanı yapıldığını öğrenmemizle başladı. Daha önceki planlamalarımızda da Karun Hazinelerine karşı zaten bir merak vardı içimizde. "Karun kadar zengin" deyimini duymuşsunuzdur. İşin içine bir de uçağın ulaşım kolaylığı girince "haydi toplayın bavulları" demek kaldı geriye.

Merkeze yakın olan havalimanı kendi kaderine terk edilmiş vaziyette. Kütahya, Afyon ve Uşak üçgeninde yer alan uluslararası havalimanı üç kentin ihtiyacını karşılamak üzere konumlandırılmış. Dileğim odur ki yerleşimin M.Ö. 4000'lere dayandığı bu tarihi şehir ve çevresindeki turizm hareketliliği artar da kendi havalimanına yeniden kavuşur.

Baharı kucaklarken 2013 Nisan ayının ilk hafta sonu, kısa süren yolculuğumuzun ardından Uşak'a transfer için eskilerden bir dost olan Çetin Bey'in içten gülüşü ile karşılanıyoruz ve macera başlıyor.

Şehrin girişinde bir yanda son derece modern bir çizgide olan hastaneyi görürken diğer yanımızda köhne, eski ve bakımsız duran binalar ile karşılaşıyoruz. Şükür olsun ki Uşak'ın misafirperver halkı ile hiç örtüştüremediğim görsel anlamda hoş olmayan bu binalar istimlak edilmeye başlamış.

Biraz yol aldıktan sonra Türkiye'nin ilk şeker fabrikası (1926) olduğunu öğrendiğimiz Molla Ömeroğlu Nuri Şeker'e ait şeker fabrikası gözümüze ilişiyor. Özel girişimcilik örneği olan fabrika çevre köylerden yumurta vs. toplanarak kurulmuş. Oysa ki hepimizin aklına ilk olarak Tokat-Turhal gelmişti. Böylelikle ilklerin şehrini kucaklamaya başlamış olduk.

Erken saatlerde vardığımız şehirde ilk olarak, rehberimiz Çetin Bey'in çocukluğuna doğru uzanıyoruz. Salepçiler ailesinin 1940'tan beri hizmet verdikleri "Özen" isimli pastanesine varıyoruz. Aslında Türkçe öğretmeni olan 3. Kuşak işletmecileri, sokakta salep satarak bugünlere geldiklerini aktarıyor. Pastane dediğime bakmayın siz, kahvaltı için başlangıç olarak tavuk suyu çorba vardı. :) Nasıl olur desek de, yediğimiz en lezzetli çorbalardandı. Öğlene tavuklu pilav, üzerine bir de tatlı da olsun derseniz tavuk göğsü var. Alıştığımız kahvaltı mönüsüne geçince de bize sunulan bal kaymak ikilisi gerçekten farkını belli ediyordu ve kapanın elinde kaldı desem yeridir. Burada dikkatimi çeken bir başka şey de çalışanların da bir kenarda yaptıkları kahvaltının bal-kaymak olmasıydı. Pastanenin sahibi göz hakkıdır diye çalışanlarından esirgemediğini söyledi.

b2ap3_thumbnail_1-usak-ozen-pastanesi-tavuk-suyu-corba.jpg

b2ap3_thumbnail_2-usak-ozen-pastanesi-bal-kaymak-kahvalti.jpg

Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra Cumhuriyet Meydanı'na doğru yol alıyoruz. İlk durağımız 1980 yılında restore edilen Sarraflar Çarşısı. Evliya Çelebi'nin Uşak'tan bahsederken eksikliğinden bahsettiği bedesten, yıllar sonra 1901 yılında İtalyan bir mimar tarafından inşa edilmiş. İlk zamanlar terzilerin ağırlıkta olduğu iki katlı yapı günümüzde Sarraflar Çarşısı olarak hizmet veriyor.

b2ap3_thumbnail_3-usak-sarraflar-carsisi.jpg

b2ap3_thumbnail_4-usak-sarraflar-carsisi.jpg

Biraz nostalji yaşamak için Dülgeroğlu Otel'e rotamızı çeviriyoruz. 1898 yılında Fransız bir mimar tarafından kesme taşlardan yapılan Paşa Han (Taşhan), 1996 yılında biten düzenlemeler ile otel olarak hizmet vermeye başlıyor. İçeri girer girmez dingin hava sarıp sarmalıyor sizi. Çok katlı otellerin mekanikliğinden uzak, ortada yer alan havuzun sesi ile huzur duyacağınız, ferah bir avlu kahvaltı bölümü olarak tasarlanmış. Kendinizi film setindeymiş gibi hissetmeniz mümkün. Üst kattaki odalara çıktığımızda yukarıdan avluya bir bakış atınca kartpostala bakıyormuş gibi hissettim. Dülgeroğlu ailesi ne de güzel düşünmüş.

b2ap3_thumbnail_5-usak-pasa-hani-tashan-dulgeroglu-otel.jpg

b2ap3_thumbnail_6-usak-pasa-hani-tashan-dulgeroglu-otel.jpg

Kent merkezinde yapacağınız kısa bir yürüyüş ile birçok yapıyla karşılaşıyorsunuz. Burmalı Cami de bunlardan birisi. Yapım tarihi kesin bilinemese de Evliya Çelebi'nin anlatımlarından yola çıkılarak 16. yüzyıla tarihlendirilen cami, ismini minaresinin gövdesindeki yivli desenden almış.

b2ap3_thumbnail_7-usak-burmali-cami.jpg

Yine Köme Mahalesi'nde yer alan Ulu Cami de diğer durak noktamız. Çeşme kitabesinden yola çıkılarak 1419'a tarihlenen camiyi gezdikten sonra gözümüze bir meydan çeşmesi çarpıyor. Tarihi Cimcim Çeşmesi'nin bir yangın sonrasında restore edilerek 1995 yılında şu anki yerine taşındığını öğreniyoruz.

Merkezdeki turumuzun ardından Uşak'ı bizim aklımıza koyan Karun Hazineleri'ni görmek için Arkeoloji Müzesi'ne doğru gidiyoruz. Yeni müzeyle ilgili çalışmaların hızla devam ettiğini ve yıl sonuna doğru açılacağını öğreniyoruz. Müzedeki görevli personel bize eserlere dair genel bir bilgi verdikten sonra dünyayı sarsan yaklaşık 450 parçadan oluşan o eserlerle baş başa kalıyoruz.

b2ap3_thumbnail_8-usak-karun-hazineleri.jpg

b2ap3_thumbnail_9-usak-karun-hazineleri.jpg

İçim burkularak aktarıyorum ki 1965-68 yılları arasında gerçekleşen üst üste soygunlarla, Lidya Kralı Kroisos dönemine ait olan ve Uşak-Güre Köyü yakınlarındaki Toptepe, İkiztepe ve Aktepe tümülüslerinden çıkan eserler parça parça, toplamda yaklaşık 300 bin liraya satılmış. Bir gazetecinin konuya karşı hassas ve ilgili tavrı ile de eser kaçakçılığı gündeme oturmuştur.

b2ap3_thumbnail_10-usak-karun-hazineleri-kanatli-denizati.jpg

Metropolitan Müzesi'nin girişimlere karşı olumsuz yanıtı, sergi eserlerini Doğu Yunan kökenli olarak genelleyerek çıkış noktalarını saklamaları ile mücadele başlamış. Nihayet 1993 yılında iadesi gerçekleşen ve 363 eserden oluşan Karun Hazineleri'nin Uşak turizmini canlandırmak için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.

Araştırma yaparken beni oldukça şaşırtan Kur'an-ı Kerim'de Karun'la ilgili surelerin karşıma çıkmasıydı. Merakları yenmek için Kasas Suresi 79 ve 81'e bu yazıda yer vermek istedim.

"Böylece ziyneti ile (büyük bir ihtişam ile) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: 'Keşke Karun'a verilenler kadar bizim de olsaydı. Muhakkak ki o gerçekten en büyük hazzın sahibidir dediler.'" KASAS Suresi 79

"Sonra onu ve onun sarayını yere geçirdik. Onun Allah'tan başka yardım edecek bir (dost) grubu yoktu ve yardım edilenlerden olmadı." KASAS Suresi 81

b2ap3_thumbnail_11-usak-karun-hazineleri.jpg

b2ap3_thumbnail_12-usak-karun-hazineleri-surahi.jpg

Kimi zaman bir posta pulunda karşımıza çıkan, altın, gümüş, bronz ve mermer malzemelerin kullanıldığı Lidya kültürünün paha biçilmez eserlerinden oluşan Karun Hazineleri'nin dış basında da geniş yer alan soygun ve iade haberlerinden sonra hak ettiği ilgi ve beğeniye kavuşacağına inanıyorum. Keşke değerlerimizin farkına varabilmek için bu tip kötü tecrübeler yaşamasak. Bu kötü ün belki de birilerinin harekete geçmesine sebep olmuştur. Yeni Arkeoloji Müzesi ile hak edilen değerde bir sergilenişle yerli ve yabancı turist sayısının artacağını düşünüyorum.

b2ap3_thumbnail_13-usak-karun-hazineleri.jpg

b2ap3_thumbnail_14-usak-karun-hazineleri-duvar-resmi.jpg

Ufak bir öğle molası için Edirne-Selimiye Cami, Bursa-Ulu Cami, Uşak-Burma Cami ve İstanbul-Yeni Cami'nin halılarının üreticisi Gündüz Tekstil'in sahibi Çetin Bey'in iplik fabrikasına geliyoruz. Bir üst katta bizi bekleyen sıcacık, dumanı tüten tarhana çorbalarını masada bekliyor bulmak pek hoştu. Biraz ondan biraz bundan da dedik yine de tarhananın tadına doyamadık.

b2ap3_thumbnail_15-usak-tarhana-corbasi.jpg

Dönüş yolunda evdekilerin "Bize ne getirdin?" sorusuna karşılık, alınan Uşak tarhanasının lezzetinin herkesi mutlu edeceğini düşünüyorum. Hatta iddialı olacak belki ama bir sonraki ziyaretimiz için bahane bile olabilir bu. :)

b2ap3_thumbnail_16-usak-iplik-fabrikasi.jpg

b2ap3_thumbnail_17-usak-hali-dokuma.jpg

Çetin Bey'den ipliğin serüveni ve halı dokumacılığına dair bilgiler alıyoruz. Meşhur madalyon motifi ya da göbekli modeller... Biraz kök boya, biraz düğüm sayıları derken hepimizin aklında bir şeyler kalıyor. İşin ehlinden tüyoları da sizinle paylaşmak istiyorum. Bir halının dokuması ne kadar iyi ise -fotoğrafta görüldüğü şekilde- halının kenarını katladığınız zaman o kadar çok kıvrım oluşturulabiliyormuş. Bir diğer dipnot ise yine fotoğrafta görüldüğü gibi ustanın imzası denilebilecek sembolik bir işaretin halının ucunda yer alması.

b2ap3_thumbnail_18-usak-hali-dokuma.jpg

b2ap3_thumbnail_19-usak-hali-dokuma.jpg

Günün sonuna yaklaşırken takdir duygularımızı kabartan Dokur Evi'ne varıyoruz. Daha içeri girmeden en çok hoşuma giden yan ise tipik bir Uşak evinin restorasyonla hayata kazandırılması oldu. İçeri girdiğimizde büyükçe bir avluyla karşılaştık. Uşak Belediyesi tarafından açılan ve iki kattan oluşan yapıda yaklaşık 50 kursiyer, geçtiğimiz yüzyıllarda adından sıkça söz ettiren Uşak halı dokumacılığına dair eğitim alıyorlar. Kadınlarımız hem bu motiflerin günümüzde de yaşamasını sağlıyor hem de öğrendikleri zanaat sayesinde aile bütçesine katkıda bulunmuş oluyorlar. Özellikle işini severek yaptığı tüm tavırlarına yansıyan idareci Ayşe Ceren Hanım'ın anlatımları ile yapılan işlere inancımız daha çok arttı. Eminim ki ülkemizi hem yurt içinde hem de yurt dışında başarıyla temsil edeceklerdir.

b2ap3_thumbnail_20-usak-dokur-evi.jpg

b2ap3_thumbnail_21-usak-dokur-evi.jpg

Dokur Evi'nin ardından günün son durağı olan Kent Tarihi Müzesi'ne varıyoruz. Yapının en göze çarpan özelliği ise ilk elektrik üretim ve dağıtımının yapıldığı yer olması. Şimdilerde ise ilave binalarla kentin belleğine hizmet edecek bir müze haline dönüştürülmüş.

b2ap3_thumbnail_22-usak-kent-tarihi-muzesi.jpg

Aslında müze henüz faaliyette değil ancak çalışmalar -restorasyon, kabul edilen bağışlar, satın almalar ve eser tanzimi- hızlı bir şekilde devam ediyormuş. 2010 yılında yine belediyenin desteğiyle vücut bulan müzeyi bu şekliyle görme fırsatına Çetin Bey vasıtasıyla tanıştığımız kardeşi, Uşak Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Gündüz Bey sayesinde eriştik.

Özel ricamız ve merakımız sonucu henüz depolarda ve bazı odalarda korunan eserlere şöyle bir bakma fırsatımız oldu. Arkeolog Haydar Bey de bildiği ne varsa kısa süre içinde bizimle paylaşmaya çalıştı. Bunlar arasında bizleri en çok etkileyenlerden birisi eski bir fotoğraf. Her ne kadar Ankaralılar sahiplenmeye çalışsa da içinde Uşaklıların bulunduğu, o çok bilinen "Cumhuriyeti Biz Böyle Kazandık" dövizli fotoğrafın aslını da görme şansına eriştik. Hatta yine Mustafa Gündüz Bey, bu fotoğrafın basılı olduğu seramiklerden hediye ederek bizleri bir kez daha mutlu etmiş oldu.

b2ap3_thumbnail_23-usak-kent-tarihi-muzesi.jpg

İlk şeker fabrikasını gördüğümüz yetmedi bir de yine bu müzedeki bağışlar arasında yer alan ilk üretilen şekeri görmüş olduk.

b2ap3_thumbnail_24-usak-kent-tarihi-muzesi.jpg

Haydar Bey'in aktardığı tesadüflerin getirdiği bir hikayeyi de sizlerle paylaşmak isterim. Gazi İlkokulu'nun bahçesinde atıl olarak bulunan Atatürk büstü temizlenmek üzere müzeye getiriliyor. Ve büst temizlenirken Pietro Canonica imzası ile karşılaşılıyor. Bu imza da yetkilileri Atatürk'ün kendi adına düzenlettiği bir yarışma ve İtalyan asıllı heykeltıraşın da ödül aldığı bilgisine ulaştırıyor. Ek olarak, Taksim'deki meşhur Cumhuriyet Anıtı'nın da heykeltıraşın eserleri arasında yer aldığını belirtmek isterim.

b2ap3_thumbnail_25-usak-kent-tarihi-muzesi.jpg

Bugünlük bu kadar heyecan yeter diyip odalarımıza çekilmek istesek de Çetin Bey'in eşi bize Uşak yemeklerini tattırmak için sofrayı donatmış bile. Lezzetli yemeklerin ardından her ne kadar ağırlık çökse de vakit geldiğinde Atatürk Kültür Merkezi'ndeki Grup Gündoğarken konserine gidiyoruz. Hem kulaklarımızın pası siliniyor hem de Aysun'u arkadaşları Gökhan ve Burhan Şeşen kardeşler ile buluşturmuş oluyoruz. Ne demişler dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur. :) Yoğun programımızın ardından bir başka dopdolu güne hazırlanmak için uyku vakti diyoruz.

b2ap3_thumbnail_26-usak-grup-gundogarken-gokhan-ve-burhan-sesen.jpg

Derin uykunun ardından yeni gün kendini gösteriyor. Bakalım 2. günümüzde neler bekliyor bizleri.

İkramdan çekinmeyen esnaf, sadece su almaya gittiğimizde bile bizi tahin helvasının değişik tatları ile tanıştırıyor. Kimi incirli, kimi güllü. Rengarenkler. Gerçek şu ki sade tahin helvasının tadı hiçbirine değiştirilemez.

b2ap3_thumbnail_27-usak-tahin-helvasi.jpg

200 yıllık tarihi Uşak konağının -Nev Restoran & Cafe- bahçesinde brunch keyfi yaparak hafta sonuna lezzetli bir son vermek için gittiğimizde baş köşede tahin-pekmez yer alıyordu. Sizlerin de bu lezzetle buluşmasını dilerim. Bir de kete ve bükmeleri düşünürsek midenizde fazlaca yer açarak gitmenizde fayda var. :)

b2ap3_thumbnail_28-usak.jpg

Doyurucu kahvaltının sonrasında Atatürk ve Etnografya Müzesi'ne varıyoruz. Kurtuluş Savaşı esnasında karargah olarak kullanılan iki katlı binada hem etnografik eserler hem de Atatürk'ün odası ve eşyaları sergileniyor. 1982 yılından bu yana ziyaretçilere açık olan bu müze, aynı zamanda tarihi bir olaya ev sahipliği yapmış. Uşak işgal altındayken düşman yenilgiye uğratıldığında Yunan General Trikopis ve yanındaki subaylar Atatürk'ün huzuruna çıkartıldıklarında esir değil misafirleri olduklarını söyler. Trikopis'in silahı ve kılıcı teslim alınır. Bu muhteşem davranış üzerine çok etkilenen Trikopis ölene değin her 29 Ekim'de Atina'daki büyükelçiliğimize giderek Atatürk'ün resmi önünde eğilerek kendisini yad etmiş.

b2ap3_thumbnail_29-usak-ataturk-ve-etnografya-muzesi.jpg

b2ap3_thumbnail_30-usak-ataturk-ve-etnografya-muzesi.jpg

Bir sonraki durağımız da restore edilen Uşak evlerinin yer aldığı sokak oluyor. Eski Uşak evlerinden seksen altısının tescili yapılmış ve koruma altındalar. Restorasyonu tamamlanmış evlerden birinin zilinde "Saz Evi" yazıyor. Zili çalınca hemen içeri davet ediliyoruz. İçeride hem saz çalan Adem Köker Bey ve eşiyle tanışıyor hem de Adem Bey'in yapmış olduğu sazları görüyoruz. Evlerini açıp tatlı sohbetlerini esirgemeyen Adem Bey bir de türküler çalmaya başladı. :) Bu müzik ziyafeti de bize Uşak'ın son süprizlerinden oldu.

b2ap3_thumbnail_31-usak-saz-evi-adem-koker.jpg

b2ap3_thumbnail_32-usak-saz-evi-adem-koker.jpg

Yıllar öncesinin yükünü taşıyan ve bu yük altındaki yorgunlukları aslında her hallerinden belli evlerin restorasyonunda devlet desteği sağlanabiliyormuş. Ancak mahalle sakinleri, restorasyon sonucu yapılan plastik doğramaların hem sağlıkları hem de hava koşullarına karşı korunmak adına yetersiz olduğu gibi birtakım sorunlarla yüzleşmiş olduklarından eski evlerini daha çok özler olmuş.

b2ap3_thumbnail_33-usak-eski-evler.jpg

b2ap3_thumbnail_34-usak-eski-evler.jpg

b2ap3_thumbnail_35-usak-eski-evler.jpg

Şehre dair aklımda kalan başka ilkler neydi dersem; 1898 yılında kullanıma açılan Afyon-İzmir (Basmane) demiryolunun ülkemizdeki ilk demiryolu olma özelliği taşıdığını ekleyebilirim. Günümüzde de kullanımda olan tren garı bazı dizilere ev sahipliği de yapıyormuş.

b2ap3_thumbnail_36-usak-tren-gari.jpg

Beyrut ve Selanik'ten sonra ilk elektrik kullanımının görüldüğü, sokakların elektrik kullanılarak aydınlatıldığı şehirdir Uşak. İlk toplu iş sözleşmesinin -deri işçileri ve işveren arasında- yine bu şehirde yapıldığı ve antik çağlara kadar gidecek olursak ilk paranın Lidya Krallığı zamanında yine bu topraklarda basıldığı ortaya çıkmıştır.

Ata sporu cirit (çavgan) gösterisini maalesef kaçırdığımızı gösteri sonrası rahvan yürüyen atlara binen çocuklara sorduğumuzda öğrendik.

Bizi sevindiren ise, Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Gündüz Bey'den Uşak Belediyesi Atlı Rehabilitasyon Merkezi'nde otistik ve engelli çocuklar için atla rehabilitasyon çalışmaları yürütüldüğü ve başarılı sonuçlar alındığı haberi oldu. Çocukların atlarla kurdukları bağın tedavilerinde önemli bir fayda sağlıyor olması ve bunun bir tedavi şekli olarak kullanılması takdir edilecek bir durum. Bu ender çalışmaya gönlünü ve emeğini koyan herkese minnetle teşekkür ederiz.

İki gün boyunca hangi kapıyı çalsak, iyi ki geldiniz diye bakan gözler ile bir türlü sonlandırmaya kıyamadığımız sohbetlerimiz oldu. Adeta Uşak bizi benimseyip kol kanat gerdi ve süprizler çıkardı önümüze.

Kentin sembolü haline gelmiş Atatürk Heykeli'nin önünde Çetin Bey ve sevgili kızı ile de fotoğraf çektirerek bu anı ölümsüzleştirdik. Bu anıtta Uşak'ın kurtarılışını simgeleyen Türk süvarileri, özgürlüğü simgeleyen zafer sütunu yer alıyor. Sanatçı, sütun üzerinde Atatürk'ü, genç kız ve erkek figürleri ile bir arada canlandırmış. Diğer grupta ise Türk kadınının kahramanlığını temsilen kadın figürleri ve kağnı yer alıyor. Atamızın eşi Latife Hanım'ın da Uşaklı bir aileden geldiğini hatırlatmak isterim.

b2ap3_thumbnail_37-usak-ataturk-heykeli.jpg

Havalimanına geliş-gidiş için özel bir turizm firması ile 20 lira karşılığında transfer sağlanıyor. Ama tam bir buçuk saatlik dönüş yolu gerçekten hiç bitmeyecekmiş gibi geldi hepimize. Bu da yaklaşık 32-35 dakikalık İstanbul-Zafer Havalimanı arası ulaşımını düşündüğümüzde gerçekten eziyet havasındaydı.
Araştırmalarım esnasında Dünya'nın ünlü şehirlerinin müzelerinde paha biçilmez Uşak halılarının da yer aldığını gördüm.

Bunun yanı sıra Fakir Baykurt'un 1954'te yılında kaleme aldığı romanı "Yılanların Öcü" de Uşak sınırlarında beyaz perdeye taşınmış.

Yazımın sonlarına doğru gelirken sizi yeniden başlara götürmek istiyorum. Yazının başlığında "Uşşak" ismini tercih edecektim aslında. Önceleri şehre, 9 aşık yaşadığı için "Aşıklar (ozanlar) şehri, diyarı" anlamına gelen Uşşak denilse de söyleyiş kolaylığı olsun diye "oğul, evlat" anlamında Uşak olarak kullanılmaya başlamış. Eskiye dair bir hatırlatma da benden olsun istedim.

Sonraki Uşak ziyaretine neler kalmış diye şöyle bir düşününce aklıma gelenleri bir bir sıraladım ve bakın neler var listemde.

  • Saatleri tutturamadığımız için izleyemediğimiz ata sporu cirit (çavgan) gösterisi -ki şehirde 8 tane atlı cirit klubü mevcut- izlemek (Geleneksel müsabakalar Nisan ayında oluyor.),
  • Yeni Arkeoloji Müzesi'nde, yeni sunumuyla yeniden "Karun Hazineleri" ile buluşmak,
  • 72 km. uzunluğundaki Dünyanın en büyük 2. Kanyonu, Ulubey Kanyonu'nda doğayla kucaklaşmak,
  • Hazır Ulubey Kanyonu'na kadar gelmişken Frig Uygarlığı'ndan kalan tarihi su kemeri, Clandras Köprüsü'nü de görmek,
  • Yeni oluşumunu merak ettiğim için Kent Tarihi Müzesi'ni ziyaret etmek,
  • İslamoğlu Kültür Evi'nde eğer denk gelebilirsek -belirli günlerde yapılıyor- müzik ziyafeti çekmek,
  • Belki bir araç kiralayarak civardaki Güre, Flaviopolis, Blaundus ve Akmonia gibi antik kentlere ayak basmak,
  • Bir de midemizde artık yer kalmadığı için :) yiyemediğimiz meşhur pidesinin tadına bakmak,
  • Ve soğuk kış gecelerinde hem içimizi ısıtacak hem de gözümüze hitap edecek rengarenk Sesli Battaniyeleri'nden -Türkiye ihtiyacının yaklaşık %95'ini karşılıyor- yüklenip evimize götürmek,
  • Açık dükkan bulabilirsek de Eşme kilimlerinden gözümüze kestirdiklerimizden satın almak. (Eşme'nin sadece kilimleri ile değil 1953'te ilk çocuk kütüphanesinin açılmasıyla da bilinirliğinin artırması gerektiğini düşünüyorum.)

Bu kadar alternatiften sonra bir hafta sonu planı daha yapılmıştır diyebilirim rahatlıkla. :)

Saklı kalmış Uşak keşfedilmeye değer doğrusu.

Ve işte iki günlük gezimizden geride kalan anılarla, Aysun'un gözünden bir Uşak videosunu aşağıda paylaşıyorum sizlerle.

ght":"420"}[/embed]

Keyifli Uşak seyahat yazıma Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin mesnevilerinden bildiğimiz Genceli Nizami'nin dizesi ile son vermek istiyorum.

"Kalb dedi ki, bir hazineyim
Fakat Karun'un kesesinde değilim."

38-genceli-nizami.jpg

Yeni keşiflerde görüşmek üzere,

 

 

YOTA Doğaçlama İle Özgür Bir Dünyaya Yolculuk
Bakü’nün Kız Kalesi (Qız Qalası) ve Hikayesi
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin