Moskova

moskova-kizil-meydan.jpg

[2011 yılında gerçekleştirdiğim Rusya-Kazakistan-Moğolistan seyahatimden notlar serisi 16]

Kızıl Meydan'dan bir hikâyeyle başlayalım. Sovyetler Birliği'nin son yılları, Gorbaçov zamanı, tam tarih vermek gerekirse de 1987 yılında, Almanyalı 19 yaşındaki amatör pilot Mathias Rust, Finlandiya'dan başladığı uçuşunu Moskova, Kızıl Meydan'a inerek sonlandırmış, izinsiz uçakla Kızıl Meydan'a inmek!! Başlangıçta inanmadım bana anlattıkları bu hikâyeye, sonra sordum Google'a gerçekten doğruymuş sevgili okurlarım. Yani gerçekten bu "bacak kadar" Mathias bütün Sovyet hava savunmasını, Soğuk Savaş duvarlarını da Batı Almanya'dan Rusya'nın kalbine oturuvermiş. Kızıl Meydan'a inişinden sonra uçuş amacının Soğuk Savaş taraflarının arasındaki gerginlik ve şüpheyi azaltmak olduğunu söyleyen Mathias, belki verdiği mesajla değil ama dolaylı yoldan gerçekten amacına ulaşmış. Şöyle ki olay sonrasında ordunun pretiji Sovyet halkının gözünde derinden sarsıldığı gibi Sovyet Hava Kuvvetleri'nin -birçoğu Gorbaçov'un reformlarına karşı duran- birçok general de görevinden alınmış, yani Gorbaçov'u güçlü muhaliflerinin askeri-politik arenadan çekilmesiyle de zaten hızlanmış olan reformların önü açılmış. Hikâyenin sonunu ise herkes biliyor.

Bu arada merak ettim araştırdım Mathias'a ne olmuş? Moskova'daki mahkemenin sonunda Mathias holiganizm, Sovyet sınırlarının ve uçuş izin düzenlemelerinin ihlalinden ötürü dört yıl çalışma kampı cezasına çarptırılmış. Fakat çalışma kampında can güvenliği büyük tehlike altına gireceğinden bunun yerine on dört ay boyunca Moskova'da hapiste kalmış, daha sonra Reagan ve Gorbaçov arasında Avrupa'nın nükleer silahlardan temizlenmesine yönelik imzalanan bir anlaşmayla beraber Reagan'ın özel isteği üzerine, Mathias bir iyi niyet göstergesi olarak Almanya'ya geri gönderilmiş. Mathias'ın Kızıl Meydan'a inen kiralık uçağına gelince şu an Deutches Technikmuseum'da sergilenmekteymiş.

Ya sonra? Mathias'a sonra neler olmuş? Üşenmedim araştırmaya devam ettim: Takip eden yıllarda Mathias, Almanya'da bir hastanede kamu hizmeti görevini yerine getirirken, bir aşk-meşk meselesinden dolayı kendisiyle beraber aynı hastanede çalışan bir kadını bıçaklamış; otuz ay hapis cezasına çarptırılmış, fakat iyi hâlden cezası on beş yıla indirilmiş. Sonrası ise şöyle: Bir ara Rusya'ya gidip ayakkabı satıcılığı yapıyor, Hindu olup Hintli bir kızla evleniyor, daha sonra boşanıyor Almanya'ya dönüp şiddet karşıtı, dünya barışına yönelik çalışmalarda bulunmak üzere bir düşünce kuruluşu (think-tank) açıyor, pokerden büyük paralar kazanmaya başlıyor, tekrar evleniyor, Hamburg'da bir finans danışmanı oluyor...

Hikâyenin parçalarını birleştirip anlamlandırmaya çalışmıyorum boşuna. Bir gün Mathias'la tanışma umuduyla diyorum sadece.

b2ap3_thumbnail_moskova-2-mine-ekinci.jpg

Şimdi bu hikâyeden sonra bundan daha ilgi çekici yazacak bir şeyler bulmak zor, ama ben yine binlerce insana mezar, daha nicesine kutlama yeri olmuş Kızıl Meydan'a dönüyorum. Şu ünlü Saint Basil Katedrali'nin fotoğrafını görmeyen yoktur herhalde, yakından daha da güzel, Avrupa kiliselerinden ne kadar da farklı, bir kiliseden çok şu masallardaki şekerden yapılma şatoları andırıyor. Bu sefer de bu katedralle ilgili bir hikâyeyi anlatmaya başlıyor arkadaşım: Kızıl Meydan'daki bu büyük, güzeller güzeli katedral inşa edildikten sonra, Çar katedralin tamamlanmış hâlini görür görmez, yanındakilere katedralin yetenekli mimarını alıp gözlerini kör etmelerini emretmiş ki ömrü boyunca bunun kadar güzel bir başka yapıt daha ortaya koyamasın, St. Basil biricik kalsın. Ekaterinburg'daki şu kocaman bir kilisenin inşaatında çalışıp da parasını alamayan taksici geliyor aklıma hemen, hemen dersimi çıkarıyorum: Rusya'da kilise, katedral mi yapılıyor uzak duracaksın. Öte yandan, bir de bizim Antalya'daki St. Basil Katedrali'nin kopyası WOW Kremlin'i de düşünmeden edemiyor insan, durumun ironisine gülsem mi, Çar ya da mimar ya da her ikisi için de üzülsem mi bilemiyorum.

Tabii, Stalin'in dâhiyane(!) fikri üzerine vücudu mumyalanarak Kızıl Meydan'a konulmuş Lenin'i de ziyaret ediyor, kendisine Türk sempatizanlarının selamlarını iletiyorum. Ne yalan söyleyeyim sevgili Lenin'i tüm beyazlığına rağmen düşündüğümden daha yakışıklı buluyorum.

Lenin'i ziyaret ettiğimi Moskova'da kime söylesem, "Aa, tabi görmeden olmaz, ben de ne zamandır gidip görmedim bu aralar bir gitsem iyi olacak." diyor ve bana "Lenin'in vücudunu kemiren bakteriler" gibi zaman zaman gazetelerde çıkıp da Rusları dehşete salan haberlerden bahsediyorlar. Bir Moskova'nın Mercedes ve ciplerle dolu geniş caddelerine, devasa Coca Cola, Mc Donalds panolarına, Lenin'in tam karşısındaki büyük, ultra lüks alışveriş merkezine bakıyor, onlarla farklı konulardaki konuşmalarımı hatırlıyor, sonra Moskovalıların kalben hâla Lenin'e bu kadar yakın hissedip de düşüncelerinin nasıl bu kadar ayrı düştüğüne şaşırıyorum.

Ama işte bu kafa bulandırışını seviyorum sanırım en çok Moskova'nın ışıklı bulvarlarını, parklarını, binalarını sevdiğimden de çok: St. Petersburg gibi bir Avrupai havası olmasına rağmen her şeyin boyutça çok büyük olmasıyla biraz da Amerika fotoğraflarını anımsatıyor Moskova'dan görüntüler; ama bir yandan banliyöleri, Sovyet izleri, tarihi dokusu, insanın yüzüne yüzüne çarpan eşitsizlikçi gelir dağılımıyla yine de oldukça Rus, oldukça gerçek, kalp atışlarını hissedebileceğiniz bir şehir Moskova.

...

Uzun uzun çalan melodik kilise çanlarının sesini takip ediyor küçük bir kiliseden içeri giriyorum, ayin var, içeride çok fazla vakit geçirmeden çıkıyorum, bu sefer çıkıştaki küçük bina çarpıyor gözüme. Bu de ne acaba diye bir bakıyorum ki içeride poğaçalar, kurabiyeler satıyorlar kiliseye yardım için, fiyatlar da çok makul. Hemen diyorum bana bundan bir tane, şundan iki tane, ooh oturma yeri de varmış üstelik. İçeride çayını içen Moskovalılar, bir turistin mekânlarını keşfetmesine oldukça şaşırıyorlar; ben de hem kabaklı poğaçamın tadı enfes olduğundan, hem de keşfimden dolayı pek mutlu oluyor keyifli keyifli yutuyorum tepsimdekileri, sıcak çayımdan yudumluyorum. Tekrar kendimi sokağa attığımda, aynı mimari stile sahip bir başka bina daha görüyorum bizim poğaçacının yanında, Çarlık döneminden kalma İngiliz Konsolosluğuymuş, eh, aynı bizim poğaçacı işte, içerisini görmüş kadar oldum, diyorum kendi kendime.

b2ap3_thumbnail_moskova-3-mine-ekinci.jpg

Bu küçük kilisenin biraz ilerisinde kocaman altın kubbeli bir başka kilise var, yine öğrendim ki bu kilise Sovyetlerin dağılmasından sonra bağışlarla da desteklenmiş olmakla beraber daha çok sembolik anlamlar taşıyan yeni Rus Federe devletinin Ortodoks cemaatine bir hediyesiymiş. Hani şu tavana bakmaktan boynun ağrıdığı, yarattığı o etkiyle inanmayana bile Tanrı'yı, İsa'yı, Meryem'i düşündürten kiliselerden, fakat elbette bu kilise Moskova'da olduğundan tahmin edersiniz ki benzeri kiliselerin çok çok daha büyük ve ihtişamlısı.

b2ap3_thumbnail_moskova-4-mine-ekinci.jpg

Sonraki iki günümden birincisi iki Rus arkadaşımla Moskova yakınlarındaki bir ormanda mantar toplamakla, ikincisi ise topladığımız sepet sepet mantarları pişirmek ve yemekle geçiyor. Kırmızı benekli mantarlar, kahverengi iri, çok lezzetli olduklarını söyledikleri mantarlar, sarı etli mantarlar, ağaç diplerindeki minik beyaz mantarlar... Yok biz sadece sarılardan bazılarını, kahverengileri ve küçük mantarların bir cinsini topluyoruz, kırmızı mantarlara ellememe bile izin yok. Moskova gibi bir şehirde iki gününü bu şekilde harcamak her ne kadar saçma görünse de mantarlar dünyasına ait çok önemli sırları ele geçiriyor, ikinci günün sonuna kadar "Acaba zehirlenir miyiz?" heyecanı yaşıyor, daha önce beyaz kültür mantarından başka mantara dokunmamış bendeniz yeni bir dünyanın kapılarını aralıyorum.

Üstelik ormandan eve dönerken Rus zenginlerinin lüks banliyösü Roblovka üzerinden geçiyor, oralara da şöyle bir göz ucuyla bakma şansı buluyor; ayrıca, trafikte bir-iki saat kalarak güzel-bir-pazar-günü-Moskova-dönüşü-trafiğini de tecrübe ediyorum.

Çok uzattık, sanırım bir Moskova-2 yazmak şart oldu...

 

Bu iletiyi değerlendirin:
Brugge - Ortaçağ'dan Kalma Bir Masal Şehri
St. Petersburg

İlgili İletiler

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location