4 minutes reading time (788 words)

Maykop

maykop.jpg

[2011 yılında gerçekleştirdiğim Rusya-Kazakistan-Moğolistan seyahatimden notlar serisi 3]

Yemek, yemek, yemek... Üzerinde tereyağı eritilen tepeleme tabak dolusu psi halujlar (matazlar), ardı arkası gelmeyen karpuzlar kavunlar, ballar, reçeller...

Yanında kaldığım aile üç kişilik bir aile. Asım Abi, Türkiye Çerkeslerinden, yılın yarısını Türkiye'de yarısını ise «anavatanı»nda geçiriyor, buradaki eşi ve kızı Maykoplu Çerkesler; her ne kadar benim Çerkesce dil becerilerim aramızdaki iletişimi biraz kısıtlıyor olsa da sarılıp öpüşerek iyi anlaşıyoruz. Pencereden yanlışlıkla evimize girmiş küçük kuş diyorlar benim için, ayrılırken de "küçük kuş özgürlük sevdasında tabii"...

Sovyetlerin dağılmasından sonra Çerkesya'ya "geri dönüş" yapan Çerkeslerin sayısı en fazla 300 kadarmış. Türkiye'deyken, Kafkasya'ya gitme, oradan arsa alma, iş kurma planlarını Çerkesler arasında çok duyduğumdan, bu planları "gerçekleştirenlerin" sayısının azlığına şaşırıyorum. Ama düşününce, 1864 sürgününden sonra bunca zaman geçmiş; yeni kuşaklar içlerine girdikleri yeni toplumlara gittikçe daha fazla uyum sağlamış, farklı ülkelerde farklı derecelerde olmak üzere asimile olmuşlar. Dolayısıyla, "Anavatana geri dönüş" fikri her ne kadar birçok Çerkese ilk başta pek romantik, pek cezbedici görünse de ciddi gelecek planları, adaptasyon çabaları, ekonomik girişimlerle beraber gerçekleştirilmediğinde genelde vazgeçişler ve ikinci "geri dönüşlerle" sonuçlanıyor. Ayrıca, yine bu "geri dönüş" konusuna başka bir gerçekçi yaklaşım getirmek gerekirse, şu andaki Adigey Cumhuriyeti'nin yalnızca %25'i Çerkes. Dolayısıyla bu bölgenin kültürü de şu an 150 yıl öncesinden çok daha farklı; bu yeni kültür karışımının burada yaşayanlar için özellikle kötü olduğunu düşünmüyorum, sadece gerçek resim dışarıdan bakanların milliyetçi hayalleriyle çok da uyuşmuyor. Çerkesce evlerde ve okullarda konuşuluyor, ama Rusça bilmeyen bir Çerkes için alışveriş yapmaktan tren bileti almaya, taksiye binmekten banka işlemlerine kadar günlük hayattaki birçok işlem büyük bir sorun; dolayısıyla buraya sadece Çerkesce bilerek hatta bazen onu bile tam bilmeden "geri dönüş" yapanların birçoğu kendi aralarında bir arkadaş grubu oluşturup görece küçük bir sosyal cevrede yaşıyorlar; hatta benim gözlemlediğim kadarıyla da Çerkesce yerine geldikleri ülkenin dilini konuşmayı tercih ediyor, konuşmalarında da yine özellikle geldikleri ülkedeki Çerkeslerin meseleleri hakkında konuşuyorlar.

...

Daha Türkiye'deyken adını çok kez duymuş olduğum Mehmet Abi'yle de tesadüfen yine Türkiye'den gelen bir başka Çerkesin işlettiği bir kafede otururken karşılaşıyorum. Bana her konuda inanılmaz yardımcı oluyor, Rusya'ya girişimle ilgili gerekli kaydı yapıyor, tren ve otobüs biletlerimi almama yardımcı oluyor hatta oldukça yoğun olmasına rağmen arabayla Guzeripl'e küçük bir akşamüstü gezisi bile yapıyoruz. Eğer Türkiye'den yolu buralara düşenler olursa, mutlaka iletişime geçmelerini öneririm: Mehmet Beroko - +7.918 4213949 (Ayrıca şirketinin web sayfası: www.narttour.com.tr)

Hititler ve Memlukler de Çerkesmis! Bana biraz Kızılderililerin de Türk olması hikâyesini andırsa da, duyduğuma göre bu konuda dil ve kültür benzerlikleriyle açıklanan ciddi teoriler varmış.

Guzeripl bölgesinde bir kaya mezarını ziyaret ediyoruz. İngiltere'deki Stonehenge'den alınma küçük bir parçayı andıran bu kaya mezarlarının Kafkasya'da birçok başka örneğini bulmak da mümkünmüş. Bu ilginç yapılar her ne kadar şu an çoğu kimse tarafından dolmen mezarlar olarak tanımlansa da, bir de Çerkes mitolojisine dayandırılan bir başka hikâyeleri var. Nart mitolojisine göre, yıllar yıllar önce Kafkasya'da cüce Atzanlar ve dev Nartlar barış içinde beraber yaşamaktaydılar; bu cüce Atzanlar ortalama büyüklükte bir insanın avucuna sığabilecek kadar küçük oldukları hâlde çok güçlüydüler, ormanda hayvan avlayıp, onları omuzlarında taşıyabiliyorlardı. Efsaneye göre, önlerinde minik bir kapıyı andıran bir delik bulunan bu kaya yapılar da Atzanların kendi yaptıkları evleri.

Yine aynı bölgede turistlerin önünde fotoğraf çektirdiği kocaman bir kaya var, adı "Kız Taşı"ymış. Hikâyesi de şöyle: Zamanında güzel mi güzel bir kız varmış. Demiş ki, kim bu taşın üstünden bir atla atlarsa onunla evleneceğim. Güzel kızla evlenmek için birçokları atlarıyla bu taşa gelmişler, fakat bazıları sakatlanarak geri dönmüş, kalanları ise oracıkta ölmüşler. Hikâyenin sonunun ise iki farklı versiyonu var: Birinci versiyonda, sonunda bir atlı taşın üzerine çıkıp atlamayı başarmış, fakat inince böyle mağrur, onlarca erkeğin ölümüne yol açan bir kadını kendisine eş olarak kabul etmeyeceğini söyleyerek oradan ayrılmış. İkinci versiyona göre ise atlı aşağı inince kalpağını çıkarmış ve altın sarısı uzun saçları omuzlarına dökülmüş, Kız Taşı'ndan atlayan bir kadınmış.

Maykop'ta tanıştığım Çerkeslerin birçoğu, son zamanlardaki artan Adigey-Abhazya yakınlaşmasını ve genel olarak da Kuzey Kafkas halkları arasındaki gelişen işbirliğini oldukça olumlu karşılıyorlar. Buna rağmen sık sık, kültürlerin, dillerin arasındaki farklılıklarının altını çiziyorlar...

Burada hemen Gürcistan ve Abhazya'yı içine alan yeni bir gezinin planlarını yapmaya başlıyorum. Buralarda hâlâ dağ başında şehirden tamamen soyutlanmış pagan Çerkeslerin yaşadığı dağ köyleri varmış. Kafkas dağlarındaki bu köyleri dolaşma fikri çok hoşuma gidiyor. Abhazlar ve bu coğrafya hakkında araştırma yapan bir-iki etnograf/gazetecinin iletişim bilgilerini alıyorum.

Elbette biraz politika konuşmadan da olmuyor. Bölgedeki birçok Rus gibi Çerkeslerin de çoğu Putin'i destekliyorlar. Ona oy vermeyenlerden bile ciddi bir olumsuz eleştiri duymuyorum. Dışarıdaki gözlemcilerin sürekli vurguladıkları anti-demokratik yapı sanki burada zaten çoktan kabullenilmiş, insanlar demokrasiden çok barışı ve ülkenin ekonomisini önemsiyorlar ve Putin onlara az çok istediklerini veriyor gibi gözüküyor. Özellikle Putin'in Rusya'da yasayan milletlerin arasındaki sürtüşmeleri mümkün olduğunca engelleme çabası Adigey Cumhuriyeti'nde büyük sempati topluyor. Demokrasi diye diretince de aynı bizim "Burası Türkiye!" dememiz gibi "Eh, burası Rusya, ancak bu kadar..." diyorlar gülerek.

Maykop’tan Kazan’a Tren Yolculuğum
Krasnodar Notları

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin