Kana Kana Cannes'amamak!

cannes-2012-den-bir-goruntu-kirmizi-hali-da-eva-longoria-objektiflere-poz-verirken.jpg

 AVRUPA TURNESİ BÖLÜM 1

10 günlük Avrupa maceramın en çok anlatılası kısmından başlayayım dedim anlatmaya.

Fransa'nın ufak bir kasabası olan Cannes herkesin bildiği gibi her yıl Mayıs ayında yapılan uluslararası film festivaliyle meşhur. Kasaba o günlerde hiç olmadığı kadar insanla dolup taşıyor. Eğer sıkı bir sinefilseniz yolda yürürken sık sık beyaz perdede ya da kameranın arkasında olup da tanıdığınız yüzlere rastlayabiliyorsunuz Cannes sokaklarında festival süresince. Festival sarayı olarak bilinen mekanın olduğu cadde üzerinde her köşe başında fotoğrafçılar karşınıza çıkıyor, hatta onlar tarafından fotoğraflanmanız da mümkün. Kendinizi vogue.it ya da herhangi bir moda blogunda, Cannes sokak modası hakkında izlenimlerin ve resimlerin paylaşıldığı bir sitede görmeniz bile olası. Cannes film festivali aynı zamanda moda dünyasının, modacıların, moda dergilerinin daha doğrusu modanın kalbinin attığı yer de oluyor bu süre zarfında. Gün gün hangi ünlü ne giymiş kırmızı halıda takip edebiliyorsunuz böylece.

a1sx2_Thumbnail1_kirmizi-haliya-uzaktan-bir-bakis-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_ve-sean-penn-belirir-kirmizi-halida-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Hava o mevsimde neredeyse her gün yağmurlu oluyor. Daha doğrusu bir bakıyorsunuz güneşli, bir bakıyorsunuz sağanak var. Gidecek olanlara tavsiyem su geçirmeyen herhangi bir tür ayakkabı ya da balıkçı çizmesi vesaire muhakkak götürmeleri ve de tabii ki şemsiye. Kıyafet olarak da ince, transparan, yazlık türünde bir üst ve üzerine bir ceket. Gündüz yağmur yağsa da hava soğuk olmuyor ancak geceleyin sahilde açık havada film izlemenin tadına varmak istiyorsanız kalınca bir giysiniz de olsa iyi olur. Her ne kadar alana girerken herkese battaniye dağıtsalar da yer kalmadığı takdirde kumlarda uzanarak izlemek durumunda kalırsanız cidden kalın bir şeylere ihtiyaç duyacaksınız. Ayrıca yiyecek içecek de sokamıyorsunuz o alana. Fransa'ya gelmişim kumsalda şarabımı içip izlememek olmaz da diyebilirsiniz. Haklısınız da...

a1sx2_Thumbnail1_acik-hava-sinemasinin-uzaktan-goruntusu-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_acik-havada-casino-royale-oynarken-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Cannes film festivaline giderken Türkiye'de gittiğiniz festivalleri unutun. Aslında Cannes bir film fuarı. Festival sarayının bulunduğu alana girmek için yaka kartınız olması gerekiyor. Yani film şirketleriyle ya da film alım satımıyla ilgili bir yerde görevli olmanız lazım bu kartlardan edinebilmeniz için. Tabii film çektiyseniz ve orada gösteriliyorsa bu da o karttan almanızı sağlayabilir. Film fuarı dememin sebebi her ülkeye ayrılmış stantlar var, ülkeler orada filmlerini diğer ülkelere, festivallere, dağıtım şirketlerine satmaya çalışıyor. Filmlere bilet satılmıyor. Ya dediğim gibi o yaka kartınız olacak ya da ekstra yöntemi deneyeceksiniz. O ne mi? Festival sarayının kapılarında durup içeriden çıkanlardan davetiye istemek. Ben davetiyemi "Invitation please" yazıp sonuna gülücük koyduğum kağıtla kazandım. Hatta yanımda kağıt bile yoktu. Festival kartpostalı aldığımda beyaz ufak bir zarfın içine koyup vermişlerdi. Onun üzerine yazmıştım. Kapıda pek umutlu olmayan bir biçimde beklerken 5-10 dakika içinde içeriden bir filmin yapımcısı olduğunu tahmin ettiğim biri çıkıp uzattı film davetiyesini, ben de yanımdaki arkadaşlarım için iki tane daha istedim, onlara da verdi ve böylece sarayın kapıları bize açılmış oldu!

a1sx2_Thumbnail1_mutlulugun-resmidir-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_elinde-kagitla-davetiye-icin-tek-bekleyen-biz-degildik-elbette-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Festival sarayında yaklaşık 40 tane büyüklü küçüklü-15 kişilikten 400 kişiliğe kadar seyirci kapasitesi olan salonlar var. Tabii ki galalar en büyük olanlarda yapılıyor ve onlara davetiye bulmak şansına erişseniz bile şık gitme kuralına uymanız gerek sizi saraya almaları için. Kısacası sarayda kral ve kraliçeler gibi dolaşmanız isteniyor galaya davetiyeyi hak ettiğinizi göstermek için.

a1sx2_Thumbnail1_festival-sarayinin-icinden-bir-kesit-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_festival-vakti-insan-guruhundan-bir-manzara-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Cannes gayet küçük kendi halinde bir kasaba. İşin aslı Türkiye'deki pek çok sahil kasabasından farksız. Mesela bize fazlasıyla Kuşadası'na bağlı Güzelçamlı kasabasını hatırlatmıştı. Gayet orada da bir festival yapılıp dünyaca ünlü yıldızların gelmesi sağlanabilir diye düşünmüştük. Cannes sakinlerinin büyük bir kısmı yıllık gelirini muhtemelen festival vakti kazanıyordur. Böyle düşünmemin nedenlerinden biri Cannes'dan döner dönmez önümüzdeki yıl da gitmeliyim moduna girip internetten kalacak yer bakmış olmam. Ve birçok yer dolmaya başlamıştı bile o tarihler arasında. Biz de giderken yer bulmakta çok zorlanmıştık. Fazlasıyla talep olduğu için otel, hostel gibi yerlerde fiyatlar da tabii ki ucuz olmuyor. Daha uygun bir yöntem ararsanız "couch surfing" sitesine üye olup araştırma yapmanız çok faydalı olabilir. Ki onlar bile festival vakti evlerinde fazlasıyla kişi barındırıyorlar, kasabanın nüfusu iki katına çıkıyor bile olabilir o dönemlerde. Biz de bir couch surfer'ın evinde kalmıştık. Ev sahibimiz şahaneydi, kendi yatağını bile bize verdi. Bizim dışımızda üç misafiri daha vardı. Dediğim gibi dünyanın her yanından sinemaseverler resmen Cannes'a akın ediyorlar o süre içerisinde.

a1sx2_Thumbnail1_cannesa-tepeden-bir-bakis-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_bu-apartman-duvari-icin-soylenecek-bir-soz-yok-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Cannes'da en çok sevdiğim şeylerden biri halkıydı. Gerçekten bize, Akdeniz halkına çok benziyorlar her şeyleriyle. Türk kebapçılarına rastlamazsanız olmaz tabii ki her Avrupa ülkesinde olduğu gibi. Onun dışında Fransızlar da normalde bildiğiniz, duyduğunuz, tanık olduğunuz Parizyen Fransızlardan değiller. İngilizce bilmeseler bile size yol göstermeye ya da sizi festival alanına sokmaya çalışıyorlar.

Cannes sokaklarında kaybolmanın güzel yanlarından biri de tesadüf eseri enteresan mekanların karşımıza çıkması olmuştu. Bunlardan biri Guy de Maupassant'ın 1850-1893 yılları arasında yaşadığı evle burun buruna gelmemizdi. Şimdilerde pansiyon olarak kullanılıyormuş. Herhalde arasaydık bu kadar elimizle koymuş gibi bulamazdık!

a1sx2_Thumbnail1_guy-de-maupassant-in-bir-zamanlar-yasadigi-ev-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg a1sx2_Thumbnail1_evin-duvarinda-bunu-gorunce-anlamamaniz-imkansizlasiyor-cannes-film-festivali-gez-gonlunce.jpg

Yaşadığım eğlenceli bir başka anıyı paylaşmak istiyorum. Cannes'daki festivalin hediyelik eşya dükkanında kasada duran kadın Türkçe konuştuğumuzu anlayıp "Türkiye'den mi geliyorsunuz? Benim de en çok görmek istediğim yerlerden biri İstanbul. Orada yaşadığınız için çok şanslısınız." dedi. Buna benzer bir durumu Barselona'da da yaşamıştım. Ve buna benzer her durumda "Evet, gerçekten çok şanslıyım!" demeden edemiyorum içimden!

Sonuç olarak Cannes'a kanılmaz! Gidip görmek, anın tadını çıkarmak ve gözleri dört açmak lazım. Hayatta bir kereden fazla yaşamak isteyeceğiniz bir deneyim olacak bu, inanın! 

Bu iletiyi değerlendirin:
Yolculuk İtalya'ya
Viyana'da Dans Zamanı
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location