2 minutes reading time (420 words)

İsrail 8 (Haifa, Tel Aviv)

b2ap3_thumbnail_bahai-tapinagi-haifa-israil-mine-ekinci-gez-gonlunce.jpg

Ve hikâye biter...

Yağmur, soğuk, fırtına... Çok kişiden duymuştum Haifa'nın methini, fakat benim Haifa'daki iki günüm oldukça ıslak ve soğuk geçiyor. Bahai Tapınağı'na şöyle aşağıdan bir bakış atmak ve tapınağın önündeki caddede kendimi bir kafeden diğer kafeye atmak haricinde kayda değer pek de bir şey yapmıyorum. Üstümdeki iri damlalı koca gri bulutlar ve yolda geçirdiğim onca zamanın yorgunluğu üstüme çöküyor sanki Haifa'ya girdiğim anda.

Havadan hep havadan...

Ama elden ne çare gelir. Ben de çok dert etmiyor kadife koltukların, güzel müziklerin, sıcacık çayların tadını çıkarıyorum. Benim Haifa izlenimlerim de böyle olsun bakalım.

Ertesi günse hava daha da berbat. Gerçekten de uçmamak için direklere tutuna tutuna gidiyoruz. Giyecek doğru düzgün kalın bir şeyim bile yok (Pantolonumu Tiberias'ta, şapkamı Kudüs'te unuttuğumdan, ah zavallı yeşil şapkam...) Şemsiyem zaten açmaya teşebbüs ettiğim anda kırılıyor. Üşüyorum... Titriyorum. Otobüsü bulmaya çalışıyorum, yok, bu böyle olmayacak, tren istasyonuna gidiyorum ve planladığımdan çok daha erken bir saatte Tel Aviv'e doğru yola çıkıyorum...

Trenden iniyorum, karşıdan karşıya geçerken...

...

Bir tesadüf. Bir şaşkınlık. Bir özür. Bir kabul. Bir sohbet. Bir suskunluk. Bir tanışma. Bir mucize. Bir ev. Bir baba. Bir fotoğraf. Bir yemek. Bir masal. Bir uykusuzluk. Bir el. Bir boğulma. Bir deli. Bir otobüs. Bir haber. Bir hayranlık. Bir uyanış. Bir kabulleniş. Bir bitiş. Bir bakış. Bir gidiş.

Hoşçakal!

...

Ertesi gün Maor'a gidip biraz uyuyorum, sonra eşyalarımı da alıp jonglörlerin her hafta antreman yaptığı salona gidiyoruz. Yaklaşık on beş kişi var içeride. İpler, toplar, labutlar havada uçuyor. Rengarenk. Rengarenk.

Çalışmalarının bitmesine yakın çıkıp bir Etiyopya restoranına gidiyoruz. İçeri girdiğimiz anda olmamam gereken bir yerdeymişim hissine kapılıyorum. Maor, buraya Etiyopyalılardan başka kimse kolay kolay gelmez, diyor, alışık değiller. Sonra bana Etiyopya'dan gelen Yahudilerin nasıl kutlamalarla ve büyük umutlarla geldiklerini, fakat sonra İsrail halkıyla yeni gelenlerin arasındaki ekonomik, kültürel farkların su yüzüne çıktığını, çıkarıldığını, Etiyopyalıların o katı sosyal tabakaların en altlarına doğru itildiğini... Birayla ekmek yaptıklarından, komşularının rahatsız olup onlarla beraber yaşamak istemediklerini... Genelde hep beraber yaşayıp, benzer yerlerde çalışıp aynı mekanlara gittiklerini anlatıyor.

O sipariş ettiğimiz yemeği yerken (ben pek azını yiyebildim, eğer bir gün Etiyopya restoranına gidecek olursanız gerçekten çok farklı bir lezzetle tanışacağınıza emin olabilirsiniz) ben hala bu ülkeye ilk geldiğimden beri kendime sormakta olduğum soruyu yineliyorum. Çaresizce ama inatla, içinde "umut" ve "İsrail" geçen, bir cümleye yerleştirmesi pek zor olan o sorunun cevabına gidecek bir ipucu...

Kalktık. Bütün iyi dileklerimi, en yakın zamanda görüşme ümitlerimi bırakarak Maor'dan da ayrıldım. Hoşçakal!

...

Merdivenler ve raylar. Evetler ve hayırlar. Tekrar hoşçakal!

...

İki damla gözyaşı. İki saat boyunca beş polis tarafından sorgu. Aramalar, aramalar. Uykum var... Uçak.

Rüzgarın Sevdiği Alaçatı’da Kısa Bir Mola
İsrail 7 (Safed)

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin