4 minutes reading time (886 words)

İsrail 7 (Safed)

b2ap3_thumbnail_safed-evleri-mine-ekinci-gez-gonlunce.jpg

Safed'e varıyorum. Şabatın başlamasına yaklaşık bir-bir buçuk saat var ama otobüsten inip de etrafıma bakınca görüyorum ki sokaklarda tek tük koşturan sevgili siyah şapkalı ultra-Ortodoks Yahudi erkekler ve küçük çocuklardan başka kimsecikler kalmamış. Yani ilkiyle dini inançlarından dolayı (erkekler yabancı kadınlarla konuşmuyorlar, adres sormak da bir istisna değil), ikincisiyle de dil sorunundan dolayı konuşamadığım (ya da konuşsam da çocukların çoğunun sokak ve mahallelerinin isimlerinden çok benim komik tipim, yabancı dilimin onlara oyun yaratma potansiyelleriyle ilgilenmelerinden dolayı sonuçta pek yardımcı olamamaları) iki grup. Kabul etmem gerek, sanırım Safed (Yahudilerin kutsal saydığı dört büyük şehirden biri, Kabala tarikatının merkezi, 'Sefad' diye de okunur) gibi dindar Yahudilerden oluşan bir nüfusa sahip bir yere gelmek için şabat akşamını seçmek pek de akıllıca bir iş olmadı.

Şansımın pek az olduğunu bilsem de yine de etrafta az ya da çok insanlar olduğu halde basit bir adresi öğrenememek nasıl mümkün olur deyip çaresizce biraz dolaşıyorum. En sonunda ise durumu kabullenip Safed'in en tepesinde yer alan tapınak kalıntılarına doğru çıkıyorum. Manzaraya bakarak Maor'un annesinin, şabat akşamı yiyecek bir şey bulamazsın bak, deyip yanıma verdiği yemeklerden biraz atıştırıyorum. Aç karnım birazcık olsun yatışıyor, ama gerçekten aç kalma ihtimali de belirdiğinden kendime engel olup yemek kaplarımı yine çantama yerleştiriyorum. Aldığım şekerin beynime varmasını, yediklerimin gecemi kurtaracak dahice bir fikir olarak bana geri dönmesini sabırla bekliyorum. Bir yandan da umutsuzluktan gözlerim sürekli arkamdaki tapınak kalıntılarına doğru kayıyor, bu kim bilir kaç yüzyıllık tapınak duvarlarının arasının uyumak için ne kadar elverişli olacağını kestirmeye çalışıyorum. Tel Aviv'de tanıştığım Safed'lı Gabriel geliyor aklıma, arıyorum, açmıyor. En sonunda şekerden ve telefondan ümidi kesiyor, yine şehre doğru iniyorum...

Bir evin bahçesinde konuşabileceğim bir kadın bulma umuduyla ara sokaklarda geziniyorum, buluyorum da ama hiçbiri ne benim elimdeki adresi ne de bir başka hostelin adresini biliyor. On beş-yirmi dakikalık bu ikinci turum devam ederken bir yerden Almanca konuşan birilerini duyuyorum. Neredeyse koşarak ana caddeye çıkıyorum. Bir de bakıyorum ki sırt çantalı üç Alman bir benzer çaresizlikle ellerindeki adresi bulmaya çalışıyorlar. Dört kişi olduktan sonra bir taksinin dikkatini çekiyoruz ve evet, inanılmaz, o buralarda bir hostel biliyor ve bizi para bile almadan götürmeyi teklif ediyor, hatta bize iyice acıyıp istersek onun evinde bile kalabileceğimizi söylüyor.

Hostele gidiyoruz. Şimdiye kadar kaldığım en garip hostele yerleşiyoruz, üç odalı, diğer iki odasında biri beş, ikincisi sekiz senedir orada kalan, Amerika'nın iki farklı ucundan bir adam ve bir kadın var. Beni iki cümlenin arasında soluk almaksızın saatlerce birbirlerinin sözünü kese kese konuşabilme yetenekleriyle "büyülüyorlar" ve ortaya savurdukları ırkçı-barışçıl, dindar-ateist yorumlarındaki çelişkilerle... Oda arkadaşlarımın ise İsrail'de bir sene gönüllü çalışmaya gelen yeni liseyi bitirmiş öğrenciler olduklarını, küçük bir hafta sonu tatili için buraya geldiklerini öğreniyorum. Önceden planlanmış bu küçük tatile ise sürpriz bir dördüncü kişiyi çok da dahil etme fikrinin pek hoşlarına gitmediğini hissediyor ya da daha muhtemel ki yorgunluktan onlarla sohbet yaratma çabalarına girmeye üşeniyor, onun yerine onlardan ayrılıp şabat akşamı Safed'ı tek beşime keşfe çıkmayı tercih ediyorum.

Safed çok güzel, ışıkları, kaldırım taşları, sararmış sayfalı kitaplara benzeyen binalarıyla. Üstelik her yer öylesine ıssız ve sessiz, avare avare girip çıkıyorum sokaklarına, yorulunca eski boş bir evin damlarına çıkıp ayaklarımı sallandırıyorum. Yakında bir yerlerden bağıra bağıra söylenen ilahiler, dualar geliyor kulağıma, nadiren uzaklardan ayak sesleri...

Tekrar yürümeye başladığımda, bana doğru yaklaşan bir arabanın sesini duyuyorum, şaşkınlıkla, herhalde bir başka yabancı daha diyorum kendi kendime. Beni görünce aniden duruyor, bana bir otelin adresini soruyorlar. Yabancı olduğumu, üstelik Türk olduğumu duyunca inanamıyorlar, öyle yol üstünde konuşuyoruz. Arabanın şoförü olan çocuk, Haifa'dan yanında oturan kardeşinin doğum gününü kutlamak için buraya geldiklerini, yarın Golan tepelerine doğru yollarına devam edeceklerini, fakat cuma akşamı buraya gelmenin tam bir delilik olduğunu, onların otele yerleşip yakınlardaki bir kasabaya kutlama yapmaya gideceklerini, hatta ben de onlara katılırsam çok mutlu olacaklarını söylüyor. Hosteli, yaklaşık iki saattir dolaşmakta olduğum sokakları ve önerilerini yan yana koyup, elbette, diyorum.

Gerçekten de yarım saat sonra buluşup, şu an adını unuttuğum küçük kasabada gençlerin tıklım tıklım doldurduğu müzikli bir yere gidiyor, politika, din, seyahatlerden konuşuyoruz, ara ara başkaları da bize katılıyor. Sonuçta gerek şabat ruhuyla, gerek benim Safed'deki ruhani arayışımla pek uyuşmamakla beraber çok keyifli bir gece geçiriyor, sonrasında Safed'e dönüyoruz.

Ertesi sabah bahsettiğim üzere komşularımla geçirdiğim iki saatten sonra ise Safed'den ayrılma, Türkiye'ye dönüşüme birkaç gün kalmışken bir an önce Haifa'ya gitme kararı alıyorum. Tabii kararımı uygulamak pek o kadar da kolay olmuyor. Şabatta güneş batana kadar otobüsler çalışmıyor, yine şabat olduğu için burada yaşayan Yahudiler arabalarını da kullanmıyor, yani ana caddeden yarım saatte bir araba geçerken otostop çekmek bile oldukça zor. Önce hostelden çıkınca önüme çıkan çok güzel bir resim sergisini şöyle bir dolaşıyorum (Safed, çok da alışık olmadığımız bir şekilde, dini olduğu kadar sanatsal bir şehir), çok beğendiğim birkaç eserin ressamlarını daha sonra araştırmak üzere kitabımın üzerine not alıyorum. Sonra, tabana kuvvet diyerek başlıyorum, aşağı doğru yürümeye...

Yaklaşık bir saat sonra bir mucize oluyor ve bir araba yanımda durup beni otoyola kadar indirebileceğini söylüyor, yolda da bana gençken büyük bir aşk yaşadığı bir Türk kadından bahsediyor uzun uzun. Hem dinlediğim güzel hikayeden, hem de beni arabayla bıraktığından dolayı ona minnettar kalıyorum. Buradan sonra her şey daha kolay... Dört kez araba değiştirmem gerekse de sonunda tatlı bir çift, futbol maçına giden bir grup ve içlerinden birinin Çerkes çıkmasıyla yine beni bulan evlilik önerileri, şabatta aç kalmış olabileceğimi tahmin edip bana yoldan yiyecek bir şeyler alan yaşlı bir Arap amcayla geçen İsrail şartlarında uzun sayılabilecek ama keyifli yolculuktan sonra saat üç-dört gibi Haifa'ya varıyorum.

İsrail 8 (Haifa, Tel Aviv)
İsrail 6 (Tiberias)

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin