3 minutes reading time (584 words)

İsrail 2 (Yafo/Tel Aviv)

israil-yafo-tel-aviv-sahil-gez-gonlunce.jpg

Sabah saat altı-altı buçuk. Dışarıdaki "bit pazarı"ndan gelen seslerle uyanıyorum. Güneş bile daha tepelerin, evlerin arasından sıyrılıp da göğe varamamış. Yarı açık camdan giren taze, hafif serin hava doldurmuş içeriyi. Yorgunluğumdan eser kalmadı bile, ranzanın üst katından zıplayıveriyorum aşağı. Terasta reçelli çaylı güzel bir kahvaltıdan sonra atıyorum kendimi dışarı. Hedef: Deniz. Dalgalara yaklaştıkça mest oluyorum. Bir bakıyorum ki ayakkabılarım çoktan çıkmış, denizin içinde yürür bulmuşum kendimi. Üşenmesem hostele döneceğim, havlu, bikini almaya. Ama öylesine gevşiyorum ki başımda güneş, ayağımda köpük köpük deniz, kumsalın beni götürdüğünden başka bir yere gitmem mümkün değil artık.

Yürüyorum yarım saat, bir saat, kumsal boyunca Yafo'dan Tel Aviv'e doğru.

Yürürken kumların üzerinde denize karşı oturmuş sevimli bir yogi görüyorum, yogayı bırakıp bana bakıyor. Tereddüt etmeden gidiyorum yanına, konuşuyoruz biraz. Hayattan, amaçtan, sevgiden ve yogadan bahsediyoruz. Sonra tanışıyoruz. Adı Gabriel. Amerika'da doğmuş. Üç-dört yıl önce, uzun seyahatlerden, kafa karışıklıklarından sonra "yurda" gelmiş. Tzfat'ta yoga eğitmenliği yapıyormuş. Bana kumsaldan ayrılıp şehrin merkezine doğru yürümeyi teklif ediyor, reddetmiyorum.

Pazar yerine yakın bir yerde Elyssa'yla buluştuk. Kudüs'te çok önemli bir rabbinin katılacağı özel bir yemeğe davet etti beni Elyssa. İletişim bilgilerini alıp, akşama doğru onlara gelip gelmeyeceğimi haber vereceğimi söyleyerek ayrıldım. Şehrin içinde aylak aylak dolaşmaya devam ettim, şeker tadında portakal suları içtim, deniz manzaralı bir parkta uyudum biraz. Sonunda yine bir karar almaksızın yine kumsalda buldum kendimi. Akşam saatleri çoktan yaklaşmış bile. Eh, Kudüs otobüsünü de çoktan kaçırdım. Ama öyle huzurlu, rahatım ki hiç hayıflanmıyorum. Yürüyorum. Bir aşçı ve bir ayakkabıcıyla konuşuyorum biraz.

Yolun yarısına gelince hem biraz dinlenmek hem de güneşin batışını keyfimce izlemek için kayaların üstüne tırmanıyorum. Bir de bakıyorum ki yine Gabriel! Gülüyorum. Yine mi? O da gülüyor. Bir başka arkadaşıyla beraber şimdi, birazcık daha laflıyoruz, "aramak", "vermek", "din" diyor. En sonunda "Hoşçakal" diyoruz yine birbirimize. Yoluma devam ediyorum.

Akşam aynı odada kaldığım Çinli bir kızla tanışıyorum. Adı Yin. Beraber yemek yapıyoruz, bolca konuşuyoruz. Bambaşka şeylerden bahsediyor bana, İngiltere'de geçen öğrencilik hayatından, sorunlu aile ilişkilerinden, Ürdün'den başladığı bu seyahatten. Ben de cömert davranıyor, herkese açmadığım bir hikayeler bohçasını açıyorum ona. İki hikaye arasında da çok geç olmadan beraber Kudüs'e gitmekte karar kılıyoruz.

Ertesi gün Yafo'nun eski, sarı taştan sokaklarında gürültülü bir yağmur. Sırılsıklam olana dek inatla kapısı kilitli bir kiliseden bir kapalı sinagoga, sonra bir başka kapısı kilitli kiliseye gidiyorum. Eski Arap evlerinin arasında dolaşıyorum. Gezginlik romantizminden mi muhalif olma alışkanlığından mı bilmiyorum, tüm ıslaklığına rağmen Yafo'yu Tel Aviv'den çok seviyorum. Akşam Maor'a mesaj atıyorum: Şu büyük bavulu ona bırakabilir miyim acaba? Şaşırmadığım gülen suratlı bir evet oluyor cevabı. Hemen üstüme kuru bir şeyler geçirip önce bit pazarından bir yeşil şalvar bir de sırt çantası alıyorum kendime, sonra akşam da büyük bir zevkle bırakıyorum bavulumu Maor'un balkonuna. Maor, onun da benden küçük bir ricası olduğunu söylüyor. Küçük bir organik tarım kooperatifinin üyesiymiş ve yarın çiftliklerden gelen ürünleri, gelen siparişlere göre ayırıp paketleme görevi ondaymış. "Eğer, vaktin varsa yarın sabah, yani istersen..." "Elbette".

Bisikletle uçuyoruz ertesi sabah çalışacağımız yere. Rengarenk sebzeleri meyveleri tartıp isimlere göre ayrılmış kolilere koyuyorum. Hiçbirimizin İngilizce'sini bilmediği bazı sebzelere isim uydurmak zorunda kalıyoruz ya da çoğu kez -aklımdan çoktan silinmiş olan- İbranice isimlerini öğreniyorum. Güle oynaya ama ara vermeksizin çalışıyor, siparişleri iki saat içinde hazır ediyoruz. Üstelik o tazecik meyve-sebzeleri avuçladığım için onlarca kez de teşekkür ediyorlar bana. İşimiz bittiğinde çoktan öğlen olmuş. Sırt çantam, şalvarım tamam, bavulumu da bıraktım, Kudüs vakti geldi diyorum. Yin de "Evet" diyor, ama önce yine biraz makarna! Bir kibbutzta gönüllü çalışmak için yaptığı başvuruya olumlu cevap almış o gün, çok mutlu, son "tatil" günlerini henüz gitmediği Kudüs'te geçirmek istiyor o da...

İsrail 3 (Kudüs)
İsrail 1

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin