5 minutes reading time (965 words)

Hollanda’nın Tarihi Şehri Leiden

Hollanda’nın Tarihi Şehri Leiden

Merhaba sevgili gezgönlünce.com okurları;

Öncelikle kendimi tanıtmak istiyorum. Ben Emine. Belçika'nın Flaams Brabant bölgesinin Diest isimli bir kasabasında 4 yıldır ikamet etmekteyim. Şu an bu yazıyı okuyan sizler gibi (yazıyı okuyorsanız gezmeyi sevdiğinizi tahmin ediyorum) farklı mekanlar görmeyi ve farklı kültürleri tanımayı çok seven biriyim.

Tam da bu sebepten geçen hafta gezip görme imkânı bulduğum, Hollanda'nın Leiden şehrini kendi gözümden anlatmak istiyorum.

Leiden, ülkenin büyük şehirlerinden Rotterdam'a trenle yarım saat mesafede. O yüzden Leiden Üniversitesi'nde egitim gören arkadaşım Tuğba, eğer tüm şehri bir günde gezmek istiyorsam mümkün olan en erken vakitte Rotterdam Central istasyonunda olmamı tembihledi. Ben de Belçika'nın küçük bir kasabası olan Diest'ten saat 8:00 civarında çıkarak, biraz da ucuz olduğu için bir iki aktarma da yaparak 11:30 civarında Rotterdam'a ulaştım. Oradan bir bilet daha alarak yine trenle Leiden'e geçtim.

b2ap3_thumbnail_1-leiden-centraal.jpg

Daha önce kısa bir süre (5 ay kadar) Hollanda'da yaşama imkânı bulmuştum. Fakat o zamanki yoğunluğum sebebiyle ülkeyi çok fazla gezme imkânım olmamıştı. Leiden'a ulaştığımda, istasyondan çıkar çıkmaz şehrin sevimli bir havası olduğunu gözlemledim, belki de hissettim. Ülkenin diğer şehirleri gibi dümdüz bir alan ve bu yapıda oldukça etkin kullanılabilecek bisikletler... Her yerde, ağaç diplerinde, kaldırım kenarlarında, park halinde bisikletler çarpıyor insanın gözüne. Bisikletli sürücüler trafiğin büyük bir bölümünü oluşturuyor.

Tuğba bana ilk olarak nereyi görmek istediğimi sordu. Fakat ben ister istemez midemin çıkardığı seslere odaklanmıştım. Kahvaltı yapmamıştım ve saat neredeyse 12:00 olmustu. Tuğba "kahvaltıyı istersen bizim üniversitede yapalım. Gerçi bizim alışık olduğumuz anlamda bir kahvaltı olmayabilir ama çorba falan var" dedi. Alışılmışın dışındaki tatlara olan merakımdan konuya devam ederken Leiden Üniversitesi'nin yemekhanesine doğru yollandık.

Açık büfe ve fiyatları çok ucuz yemekler vardı. Çorbanın kâsesi 1 euroydu. İki çeşit corba vardı, dometes ve salatalık çorbası. Evet, bildiğimiz salatalıktan tahmin ettiğimden çok daha lezzetli bir çorba yapmışlardı. Meyve suları taze sıkılmış, ekmekler neredeyse sıcakcıktı.

Tuğba bana Leiden Üniversitesi'nin kütüphanesini görmem için bir arkadaşının kütüphane kartını ödünç aldığını söyledi. Bu benim için günün en güzel sürpriziydi. Çünkü o kartı almak ha deyince mümkün değildi ve kütüphane kartı olmadan kütüphaneye giremezdim. Kütüphane kartımdaki fotoğrafta her ne kadar sakallı bıyıklı biri olarak görünsem de otomatik tarayıcıdan geçmemi ve kütüphaneyi gezmemi sağlayacaktı. Fakat Tuğba önce "botanik parkını gezelim istersen" dedi.

b2ap3_thumbnail_2-leiden-botanik-bahcesi.jpg

Kişi başı 7,5 euro ödeyerek biletlerimizi aldık ve Holllanda'nın en eski botanik bahçesini gezmek üzere içeri girdik. Bahçe 1590 yılında üniversitenin arastırmalarında kullanılmak üzere yapılmış. Ünlü botanist (ben de adını ilk orda duydum) Carolus Clusius bahçenin başına getirilen ilk kişi olduğundan, bahçenin girişinde hayatını okumanız mümkün.

b2ap3_thumbnail_3-leiden-botanik-bahcesi.jpg

Parkta tahmin edileceği üzere envai çeşit bitki mevcuttu. Sporlar, tohumlu bitkiler, kozalaklı bitkiler, çeşitli ağaçlar... Benim ilgimi meyveleri olgunlaşmak üzere olan bir muz ağacı çekti :). Bir de "euphorbiaceae acalypha hispiola" ismindeki uzun, kırmızı tüylü, tırtıl gibi bir görüntüsü olan meyveye sahip çok sevimli bir bitkiye bayıldım :). Böcekler için konforlu olduğunu tahmin ettiğim böcek otelinin yanında da fotoğraf çektirdikten sonra, sohbetimize devam ederek kütüphaneye geçtik.

b2ap3_thumbnail_4-leiden-universite-kutuphanesi.jpg

Oldukça büyük ve inanılmaz bir düzenleme sistemi olması, kütüphane hakkında belirtmek istediğim ilk şey. Öğrenciler için sanki herşey düşünülmüş. Mesela kütüphaneye üye iseniz, kütüphaneden almak istediğiniz kitabı internetten rezerve ediyorsunuz. Kütüphaye gittiğinizde küçük kasalardan oluşan bir sisteme kartınızı okutuyorsunuz. Bir kasa açılıyor ve içinde ayırdığınız kitabı buluyorsunuz. Her kütüphanede olduğu gibi bu kütüphanede de her kitabı eve götürmeniz mümkün degil. Aldığınız kitap sizde 3 hafta kalabiliyor. Ayrıca girişte bir dizi dolabın olduğu göze çarpıyor. O dolaplardan birine eşyalarınızı koyup bir şifre belirliyorsunuz ve 12 saat boyunca dolap size ait oluyor...

Kütüphanenin yuvarlak, kırmızı döner koltuklarından birine oturup kitap okuyayım dedim. Fakat o kadar rahattı ki o yorgun halimle 5 dakikaya kalmaz uyuyabilirdim... Neyse ki Tuğba üniversitenin kurulma hikâyesini anlatmak üzere beni kafeteryaya gitmeye ikna etti. Birer içecek alıp oturduk.

b2ap3_thumbnail_5-leiden-universite-kutuphanesi.jpg b2ap3_thumbnail_6-leiden-universite-kutuphanesi.jpg

İspanyollara karşı, şehirlerini halk olarak kendi birliklerini kurarak savunan Leiden halkına Williem Van Oranje şunu söyler: "Yaptığınız bu kahramanlıklar ödülsüz kalmayacak. Size iki seçenek sunuyorum. Şehir halkı olarak bir yıllık vergiden muaf tutulabilirsiniz ya da şehrinize bir üniversite yapılabilir." Halk bu iki seçenegi kendi aralarında oylar ve çoğunluğun üviversite konusunda hemfikir olması sonucu Leiden Üniversitesi'nin manevi temelleri 1575 yılında atılmış olur.

Bunun üzerine Tuğba bana soruyor: "Acaba günümüz Türkiye insanına böyle bir seçim sunulsa hangisini seçer; üniversiteyi mi yoksa bir yıllık vergi muafiyetini mi?" "Bundan elli yıl önce olsa ikinci derdim belki ama şimdi üniversiteyi seçeceğini düşünüyorum" dedim. Arkadaşımdan bir yorum bekledim ama o gülümsemekle yetinmeyi tercih etti.

Üniversitenin bir diğer özelliği de Hollanda'da Oryantalizme dair bir bölümü bünyesinde bulunduran en eski üniversite olması. Giriş kapılarının birinde İbni Sina, Ahmet El Fergani gibi şark alim ve düşünürlerinin tanıtıldığı panolar var. Ve doğu kültürünü çağrıştıran sanat eserleri mevcut diyebiliriz.

b2ap3_thumbnail_7-leiden-universite-kutuphanesi.jpg

Üniversiteye veda edip Şehri turlamaya karar verdik. Şehrin ortasından "oude rijn" dedikleri Ren nehri geçmekte. Bot kiralayıp rehber eşliğinde şehri turlamak mümkün. 50 dakika süren bu turda rehber, nehre sıfır prefabrik görünümlü evleri, tekne olarak kullanılmayan ama içinde insanların yaşadığı tarihi denilebilecek tekneleri, parasızlıktan dolayı yenıden inşa edemedikleri kapanan fabrikaları gösterdi ve anlattı. Bahsettiğim evlerden, belediye yılda 5000 euroya kadar vergi alıyormuş.

b2ap3_thumbnail_8-leiden-ren-nehri.jpg

Eskiden ticaret gemileri bu şehre geldiğinde mallarını satacakları bir pazar olmadığından, pazar yeri yerine köprüleri kullanıyormuş. Her köprüde farklı birşey satılıyormuş. Mesela köprünün birinin adı "balık köprüsü". Balık satılan köprü o olduğu için bu ismi almış. Diğerlerinin de benzer isimleri mevcut.

Bu turdan sonra acıktığımı hissettim. Arkadaşım Hollanda'nın meşhur yemeği olan "haring" konusunda ısrar etse de, ben pilav üzerine konmuş çiğ balığı yiyemiyeceğimi bildiğim için Türk lokantasını tercih ettim. Fakat orada da daha önce hiç tatmadığım ''kapsolan'' (berber salonu) adı verilen yemeği tatmak istedim. En alta patates kızartması, onun uzerine et ve çeşitli soslar, en üste de kaşar dökülüp fırınlanıyor. Onun üzerinde de salata oluyor. Tadılası bir lezzet olduğunu düşünüyorum.

Yemek, sohbet derken zaman çok hızlı geçti ve dönüş trenimi kaçırmak istemiyorsam arkadaşımla ve Leiden ile vedalaşmam gerektiğini farkettim.

Leiden'a gidecekseniz size iki tavsiyem var: Birincisi, eğer kitaba merakınız da varsa ne yapıp edip üniversitenin kütüphanesini görün ve ikincisi kendinize Tuğba gibi bir arkadaş edinin.

Sevgiler ;)

 

Sao Paulo Üzerine Notlar
Basel
 

Yorum (1)

  1. Servet

Paylaşımlarınız için Teşekkürler,

  Ekler
Ekleri görmeye izin yok
 
There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin