6 minutes reading time (1296 words)
Öne Çıkarılmış 

Hola Barça!

Hola Barça!

Uçak piste iner inmez telefonlar otomatik olarak 1 saat geri düzenlemesini yapıyor. Ve yeni bir şehir keşfedilmek için bizleri bekliyor.

Havalimanı ile kent merkezi arasındaki ulaşımı Aerobus ile kolayca sağlayabilirsiniz. Ancak gece 1:00'e kadar olduğunu belirtmem gerekir. Biz de geceyarısı vardığımız için Catalunya otobüslerini kullandık. Kent merkezinde ulaşımınızı metro ve otobüslerle sağlamayı düşünüyorsanız 10 binişlik seyahat kartları 9,80 Euroya satılıyor. Bunun dışında hop on hop off'lar da işinizi kolaylaştıracaktır.

Kalacağınız yeri gelmeden hatta aylar öncesinden ayarlamanızda fayda var. Hem merkezi yerlerde boş yer bulmak zorlaşıyor hem de fiyatlar gittikçe artıyor. Şimdiye kadar kaldığımız Avrupa şehirleri arasında en çok Barcelona'da konaklama parası vermiş olduk. La Rambla'da ve ara sokaklarında çok temiz hosteller var. Booking.com'daki yorumları okuyarak bunlardan birisini tercih edebilirsiniz. Hostellerde dahi otele yakın para vereceğinizi söyleyeyim şimdiden. Catalunya da ulaşımınız için merkezi bir yer olduğundan bu civarda da otel bakabilirsiniz. Aslında metro ağı çok yaygın olduğu için istasyonlara uzaklık yakınlığı gözetmeniz daha yerinde olur.

Victor Hugo'nun dünyanın en güzel caddesi dediği ve S. Dali'nin de yakın arkadaşı olan İspanyol şair Federico Garcia Lorca'nın hiç sonlanmasını istemediği La Rambla'dayız. Ya Champs-Élysées ne olacak? Biz de Bağdat Caddesi dediğinizi duyuyorum. Bana kalırsa bu caddeyi farklı yapan şey Avrupa'da çok sık görülmeyen şekilde sabahlara kadar yaşayan bir yer olması. Roma ve Orta Çağ dönemlerinde, La Rambla boyunca akan bir akarsu varmış. Kelime kökeni olarak da Arapça "kurumuş akarsu yatağı" anlamına gelmektedir.

Ağırlıklı olarak sokak sanatçılarına ve insan heykellerine ev sahipliği yapan cadde de hediyelik eşya dükkanları fazlasıyla turizme sırt dayamış. Ben bu şehirde yaşasaydım La Rambla'nın o kalabalık turistlerinden kaçardım eminim ki. Catalunya'dan limana doğru yol aldığınızda dondurmacılar, çiçekçiler, restoranlar ve caddenin sonlarına doğru sokak sanatçılarını göreceksiniz. Balmumu müzesine gidiş için cazip yapan bir maketi de göreceksiniz yol üzerinde. Avrupa'nın birçok yerinde karşılaştığımız bu balmumu müzelerinin çokça talep görmesine halen anlam veremiyorum. Örneğin Amsterdam'dakinde metrelerce kuyruk olduğunu hatırlıyorum.

b2ap3_thumbnail_3-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_4-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_5-barselona.jpg

Cadde sonlandığında ise sizi göbekte yer alan Kristof Colomb sütun heykeli selamlayacaktır. 52 metre yüksekliğindeki anıt, C. Colomb'un 1493 yılında şehre gelişi anısına dikilmiştir. Güneşi batırmak için şehrin kalabalığından kopup denize doğru yürüyüş yapmak keyifli olabilir. Limana inmişken eğer ki doğru saatlerde oraya olursanız ile Golondrinas isimli teknelerle tur da yapabilirsiniz. Hazır buraya kadar gelmişken Maritim Müzesi de görülebilir.

b2ap3_thumbnail_6-barselona.jpg

Catalunya'dan La Rambla'ya doğru inerken sağınızda kalacak olan Mercat La Boqueria'ya uğramanızda fayda var. Gerçi bizim kültürümüzden de sabit ve belli günlerde kurulan pazarlar tanıdık gelecektir. Ben fotografik anlamda renkli kareler yakalayabilirim ve farklı meyvaları görürüm diye düşündüğüm için gittim. Pazar, pazartesi ve cumartesi günleri arasında 20:00'da kapanıyor. Geç vakitte gittiğimiz için bazı dükkanlar çoktan kapanmıştı ya da temizliklerini yapıyorlardı. Pazarda meyva-sebze, et ürünleri, deniz mahsülleri, çörekler, peynir çeşitleri, rengarenk şeker ve jelibonlar, meyva salatası ve meyva suları olmak üzere canınızın çekebileceği birçok ürünle karşılaşıyorsunuz. Pasaj içerisinde oturabileceğiniz lezzet köşeleri de yer alıyor. Bir bölümde duyduğum kokular beni benden aldığı için hızlı bir turla hemen kendimi dışarı attım. Burası da çok kalabalık olduğu için hırsızlık olasılığının yüksek olacağını düşündüğümden dikkatli olmakta fayda var derim. Aynı hizada yürürseniz tarihinde talihsiz yangınlar yaşayan ve restore edilen, Barcelona'nın ünlü opera binası Gran Teatre del Liceu'yi de göreceksiniz.

b2ap3_thumbnail_7-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_8-barselona.jpg

Akşamüzeri otele dönüşte farklı yollar, yeni sokaklar görmek niyetiyle yol alırken El Raval'ın meşhur devasa bronz kedi heykeli ve gülümsemesi ile karşılaştık. Bu arada Arapça kökenli olan "raval" dış mahalle, banliyo anlamına karşılık geliyor. Çocukların oyun malzemesi olmuş kedinin halen belirli bir amaçla mı yoksa Kolombiyalı sanatçının tercihiyle mi yapılıp sergilendiğini bilmiyorum. Sokak sanatının bir parçası olarak kartpostallarda karşımıza çıkan ve bizim de fotoğraflamaktan kendimizi alamadığımız kedi heykelinin bulunduğu geniş sokakta sağlı sollu kebapçılar, dönerciler dizilmekte. Dönüş yolunda havalimanında Terminal 2'de gördüğümüz at heykeli de aynı sanatçıya aitmiş. Fotoğraflamam mümkün olmadı çünkü etrafı o kadar kalabalıktı ki neredeyse buluşma noktası ilan edilmiş.

b2ap3_thumbnail_9-barselona.jpg

La Rambla'nın sonuna doğru geldiğinizde sağda neredeyse sokak başında bir diğer gözde mekan Palau Güell karşılar sizi. Yeniden Barcelona'ya gidersem ilk gideceklerim arasında çünkü resepsiyondaki görevli buranın Parc Güell'le benzer olduğunu söylemişti ki daha sonra giden arkadaşların fotoğrafları hiç de o sözleri desteklemiyordu. :( Gördüğüm fotoğrafların ardından hem bina içerisindeki hayranlık uyandırıcı yaratıcılık ve zevk hem de terasındaki dekoratif bacaların görülmeye değer olduğunu düşünüyorum. Bazı özel günlerde ücretsiz ziyaret edilen evin girişinin 12 Euro olduğunu düşünürsek örneğin Casa Battllo'ya vereceğiniz 17,50 Euro'dan daha çok doymuş ayrılacağınız kesin diyebiliriz.

b2ap3_thumbnail_10-barselona.jpg

Barcelona'ya tam anlamıyla damgasını vuran, Art Nouveau akımının öncüsü olan A. Gaudi'nin UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ünlü eserlerini görmek için sabırsızlanıyoruz.

b2ap3_thumbnail_12-barselona.jpg

İşte İngiliz grup The Alan Parsons Project'in 1987 yılında çıkarmış olduğu Gaudi isimli albümünde de yer alan, şehrin simgelerinden olan ve gerçekten de göz dolduran Sagrada Familia'dayız. Şarkıda Gaudi'nin Barselona'da Sagrada Familia isimli yeni bir kilise yapmaya başladığından ancak bitirebileceklerini düşünmediğinden söz etmektedir.

Nakaratında, "La Sagrada Familia, The night is gone, waiting's over
La Sagrada Familia, There's peace throughout the land..."
sözleri yer alan şarkının Türkçesi ise;
"Sagrada Familia
Gece bitti, bekleyiş sona erdi.
Sagrada Familia
Yeryüzü boyunca barış var artık..." şeklindedir.

Metro durağı çok yakınında olduğu için nerede diye bulmakta hiç zorlanmayacaksınız. Sabah erken saatlerde gitmemize rağmen dışarıda en az iki saatlik bir kuyruk vardı ki bizler de online bilet almayı akıl edememiştik. :( Vaktimiz sınırlı diye kiliseyi sadece dışarıdan görmekle yetindik. Fotoğraflardan da göreceğiniz gibi kilisede hummalı bir çalışma var. İhtişamlı eserin yapımı, Gaudi'nin vefatı ile yarım kaldığı için eldeki projelerden yola çıkılarak ölümünün 100. yılı olan 2026 yılına yetiştirilmesi planlanmaktadır. 1882 yılında inşa edilen yapının günümüzde de etkileyici hatta hayranlık uyandırıcı olması akıllara durgunluk veriyor.

b2ap3_thumbnail_14-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_15-barselona.jpg

Rotamızda ikinci sırayı Parc Güell alıyor. Metro durağından epey yürümek gerektiğini öğrendiğimiz için otobüsü tercih ediyoruz. Buraya gitmeden önce yanınıza sandviç ya da atıştırmalık bir şeyler almanızı tavsiye ediyorum. Eğer ki sadece bankın olduğu bölümü gezmekle kalmam derseniz içeride 2 saatten fazla kalmanız mümkün. Etrafta piknik havası hakim. 1 Euro'ya su satıldığı için yüklenmenize de gerek yok. Hediyelik eşya konusunda da polislerle kovalamaca yaşayan seyyar satıcılar imdada yetişiyor. Yeşiller içerisinde yol almaya başlıyorsunuz. Şehri kuşbakışı görebileceğiniz noktalar mevcut. Yönlendirme levhalardan çok bir şey anlamadığımız için tamamen içgüdüsel olarak yol aldık.

b2ap3_thumbnail_16-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_17-barselona.jpg

Burası için görsel bir şölen denilse yanlış olmayacağını düşünüyorum. Dünya'nın en uzun bankı boyunca yürüyüp seramik ve camdan oluşturulan mozaik tasarımlara tek tek baktım. Biri Gaudi'nin evi diğeri de hediyelik eşyaların satıldığı ev adeta masaldan çıkmış da karşınızda sizi selamlıyor. Döneminde zengin kesim için yapılan ve ilgi görmeyen başarısız bir projeyken şimdiler de turistlerin beğeni dolu akınına uğraması ne garip tezat. Burası Barcelona'da ücret ödemeden gezebileceğiniz tek yer. Kıymetini bilin vallahi. Bir de Pazar günleri 3'ten sonra sanatçının Picasso Müzesi'ni ücretsiz gezmeniz mümkün. Dönüşte yol üzerinde soluklanabileceğiniz mekanlar mevcut.

b2ap3_thumbnail_18-barselona.jpg

Dönüş yolunda ise giderken gözümüze çarpan Casa Milla (La Pedrara) ile Casa Batllo'ya vakit ayırıyoruz. Gerçekten hayal gücünün ve sıradanlığa meydan okuyuşun eserleri ile tanışıyorsunuz. Görsel anlamda zengin olan evlerin içerisini gezmek istersiniz 17.50 Euro. Açıkçası neredeyse yarım günden fazla vaktimizin geçtiği Viyana müzelerine 12 Euro verirken burada tasarımlı mobilyalar ya da mimari öğeleri görmek için çok fazla fiyatlandırma yapıldığını düşündüm ve içeri girmedim.

b2ap3_thumbnail_19-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_20-barselona.jpg

Şehir planı Antik Yunan da olduğu gibi hippodamik planda olduğu için hem harita okumanız kolay olacaktır hem de örneğin Barri Gotik bölgesinde kaybolurum korkusuna kapılmadan sokaklarda aklınıza estikçe yol almayı tercih edeceksiniz.

Bir günü daha geride bırakıp diğerini kucaklarken rotamızı Mont Juic'e çevirdik. Kaldığınız otellerdeki mini kartlara göz atarsanız işe yarayacak indirimler olduğunu göreceksiniz. Örneğin biz teleferik için bu kartlar sayesinde kişi başı 3'er Euro indirim aldık. Mont Juic'in sıkı bir rakibi ise Tibidabo. Yine kente kuşbakışı göz atabileceğiniz, Rio de Janeiro'daki Kurtarıcı İsa heykelin kopyasını görebileceğiniz bir tepe. Hem çocuklar hem de yetişkinler için düzenlenmiş eğlence parkurundan da faydalanabilirsiniz. Kente bir kez daha yukarılardan göz atıp Olimpiyat Stadı ve İspanyol Sarayı'na doğru yol aldık. 1992 yılında olimpiyatlara ev sahipliği yapan stad, 70.000 kişi kapasiteli ve girişi ücretsiz ama müzeyi 60 Euro'ya?? geziyorsunuz. :) Olimpiyatların alt yapı, temizlik ve metro hatları anlamında çok fazla katkısı olduğu söylenmektedir.

b2ap3_thumbnail_21-barselona.jpg

Bizim gösteri günlerini denk getiremediğimiz, MNAC önündeki meşhur ışıklı havuz gösterisine dair arkadaşımın sayfasında yer alan videoyu bir fikir olsun diye paylaşıyorum sizlerle.

embed]

b2ap3_thumbnail_22-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_23-barselona.jpg

Bu bölgeye yakın konumdaki, girişi ücretli olan İspanyol Köyü'nü (Poble Espanyol) de gezmeniz mümkün. İçeride mimari dokuyu yansıtan 116 ev yer alıyor. Peynirlerin tadıldığı, el sanatlarına dair hediyelik eşyaların yer aldığı dükkanlar da yer alıyor.

Dikkatimizden kaçan bir ayrıntı ise tatilimizin bir gününün (11 Eylül) Katalanların Ulusal Bayramı'na denk gelmesiydi. Bir gün öncesinden gece herkes sabaha kadar sokaklardaydı. Hafta içi olmasına rağmen görülen bu yoğunluğun sebebini sorduğumuzda öğrendik ki ertesi gün tatilmiş. Sokaklarda insan sesleri yankılanırken bizler de iki üç saat uyumanın peşindeydik. Bunun yanı sıra çoğu yerin kapalı olacağını öğrenmek de bizi B planı yapmaya zorladı. Sonunda Girona yakınlarındaki Figures'teki Dali Müzesi'ni ziyaret etmeye karar verdik.

b2ap3_thumbnail_24-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_25-barselona.jpg

Metrolar da belli saate kadar açık oluyormuş diye işimizi sağlama alalım araç kiralayalım dedik. Merkezdeki dükkanlar da maalesef kapalı olduğu için havalimanına doğru yol aldık. Trenle de ulaşım mümkünmüş ancak seferler 18:00'den olmadığı için risk almak istemedik. Araç kiralama ücretleri arasında uçurumlar vardı. Yerel marka Sixt'in de bize ilk olarak Mercedes önermesi ayrı bir komediydi. Eğer ihtiyacınız olursa Avis-Budget'tan diğerlerine göre çok daha hesaplı fiyatlara araç kiralayabilirsiniz. Sokakların güvenliği konusunda içinize şüphe düşerse 6 saatten sonra gecelik otopark ücreti merkezi yerlerde 20 Euro.

Catalunya'dan yol alırken sarı kırmızı bayrakların sabahın erken saatlerinde dalgalanmaya başladığını ve konser alanı oluşturulduğunu gördük. Yol boyunca aynı t-shirtleri giymiş Katalanların el ele tutuşarak oluşturdukları zincir ve birliktelik ben de hayranlık uyandırdı. Katalan olan S. Dali'nin Müzesi'ne yaklaştığımız da ikinci sürpriz kapıdaydı. Yolları güvenlik gerekçesiyle trafiğe kapamışlardı. Bu da bize bir yarım saatlik yürüyüşe mal oldu. Karşılaştığımız herkesin tek amacı zincire dahil olmak bizim de bitmek bilmeyen yolda varış noktasını görmek oldu.

Nihayet vardığımızda çok az sırada bekledikten sonra kişi başı 12 Euro vererek müzeyi gezmeye başlıyoruz. Girişte Cadillac ile ihtişamlı bir karşılama olsa da İstanbul'daki sergilerde bana göre çok daha etkileyici eserleri sergilenmişti. İlk kez Dali'yle tanışacak birinin bu müzeden başlaması Dali de kimmiş dedirtecektir büyük ihtimalle. Yaklaşık 250 km yoldan sonra inanın bu hüsran hiç güzel olmadı. Gerçi hem tatil günü hem de havanın yağmurlu olması dolayısıyla yapılacaklar arasında en makul seçenekti. Çok fazla fotoğraf molası vermezseniz ortalama 1 saat içerisinde müzeyi gezmeniz mümkün. Bir de müzenin hemen yanında tezgahı olan, sıcakkanlı ve konuşkan beyin pazarlığa açık olan yağlı boya eserlerine göz atmanızı öneririm.

b2ap3_thumbnail_26-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_27-barselona.jpg

Tüm gün boyunca gezip biraz da yorulduktan sonra artık akşam yemeğini düşünmenin vakti geldi. İspanyollar geç vakitlerde akşam yemeğine oturuyorlar. Birçok Avrupa ülkesinde programımız sarkınca akşam yemeği için yer bulmakta zorlanmıştık. Ancak Barcelona ilaç gibi geldi. Saatlerimiz 22:00'yi gösterse de et, pizza ya da deniz mahsülü ne istersek bulabildik.

Her ne kadar La Rambla boyunca yer alan restoran masalarına göz gezdirince koca kadehlerde sangrialar ve paellalar cezbedici gelse de ara sokakların yerel dokuyu hatta tadı daha iyi yansıtacağına inanıyordum. Bu sebeple tesadüfen gözümüze çarpan ve dakikalarca bir masanın boşalmasını beklediğimiz Bilboa'ya gittik. Meğer İspanyolların uğrak yerlerinden yeriymiş. Hem personelin güleryüzlü ve çözüm üreten tavırları, hem de fiyatlar ile lezzet açısından tavsiye olunur.

b2ap3_thumbnail_28-barselona.jpg

Tapaslardan doyabildiğiniz kadar alıyorsunuz. Hesaba gelince; masada ne kadar kürdan varsa ona göre ödeniyor. Gracia bölgesinde yer alan bu Katalan restoranında bir çeşit tapas için 1.6 Euro, paella'ya 12 Euro, sangrianın yarım litresi için de 6 Euro ödemiş olduk. Başka yerde bir daha yeme fırsatım olmadı ama garson, aşçılarının paella konusunda iyi olduğunu söyledi. Bir de çok acıkmadan giderseniz en az 20 dakikalık bekleme süresinde midenizi tapaslarla doldurmamış olursunuz. :)

b2ap3_thumbnail_29-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_30-barselona.jpg

Bu yediklerim ne anlama geliyor ya da neler var içinde değinmeyi unuttum. Tapas; kulağınıza tanıdık gelecektir. Ülkemizde de özellikle Tünel civarında adını duyurmaya başladı. Ufak tefek atıştırmalıklar diyebiliriz. Beyaz peynir, zeytin ve domateslisi de var isterseniz deniz mahsullüsü de. Onlarca farklı çeşit tezgahlar boyunca iştahınızı kabartıyor. Bizim özellikle Ege mutfağından alışkın olduğumuz ortaya servis olan mezelerin minik porsiyonları desem yanlış olmaz. Geniş sığ tavalarda yapılan ve servis edilen "paella" ise baharatlı pilavın deniz mahsulleri ile harmanlanmasından oluşuyor. Bir gezi yazısında hamsili pilava benzetildiğini okudum ki o da benzer şekilde bizim yöresel lezzetlerimizden. Neredeyse su gibi tüketilen sangria ise şarabın limon ve portakal gibi meyvalarla lezzetlendirilip buzla servis yapılmasından ibaret. Sangrianın rakibi ise Katalanlarla özdeşleşmiş bir içecek olan "cava". Kullanılmış üzümlerden yapıldığı için oldukça hesaplı fiyatlarda satışa sunulan cava, bir nevi köpüklü şarap. Hafif içimi dolayısıyla da çokça tüketiliyor.

Yemekler her ne kadar geç vakitlerde tüketilse de yağlı ve kızartılmış şekilde olmadığı için rahatsızlık vermiyor. Yine de alınan kalorileri atmak için biraz dans edelim dedik. :) Farklı gecelerde gittiğimiz yerleri tek cümleyle özetleyecek olursam, Aqua de Luna yerleşiklerin su gibi içki tükettiği, daha çok sohbet ve sosyalleşme için bir araya geldikleri bir yer. Antilla'nın yaş ortalaması yüksek ve seviye de basic kalıyor; Mojito'nun ise müzik seçimleri çok başarılıydı. Ağırlıklı olarak Cuban yaptıkları ve LA bilmedikleri için fazlaca biz bize dans ettik. Müzikler de oldukça hızlı olduğundan kimi zaman ritmi yakalamakta zorlandım doğrusu. Giriş ücretleri ise içecek dahil 6-10 Euro arasında değişiyor.

Gece için başka bir seçimimiz ise Port Vell'deki Shoko'dan yana oldu. Dışarıdaki kuyruğu görseydiniz kesin bir olay var derdiniz. :) 12 Euro giriş verdiğimiz mekana en fazla bir yarım saat dayanabildim herhalde. Yaş ortalaması 20'ler desem çok da yanlış olmaz. Dünyanın popüler müziklerinin çaldığı ve hınca hınç dolu mekandaki eğlence anlayışı beni pek sarmadı ki üç kişi karşıma geçmiş gülerken gözümü açtım. İşte o zaman hiç uzatmadan gitmek vakti olduğunu anladım. :) Port Vell'deki Salsa Bar'a da gittik ancak çok keyifli değildi. Giriş ücreti alınmamakla birlikte diğer mekanlarda olduğu gibi sabah 5'e kadar açıklar. Port Olympic'te Bodrum tadında mekanlar varmış ama tercihimizi hep salsadan yana kullandığımız için keşfetme fırsatımız olmadı.

Port Vell'deki Avrupa'nın en büyük akvaryumunu gezmek ya da hayvanat bahçesi de vaktiniz olursa programınızda yer alabilecek alternatifler arasında. Hayvanat bahçesinde, 2003 yılında ölen dünyanın tek albino gorili olan Snowflake anısına ayrılmış yeri göreceksiniz. Sezona göre değişiklik gösterse de -birçok yere göre geç sayılan- akşam 8-9'lara kadar açıklar.

Geç vakitlerde toplu taşıma ile ulaşım mümkün olmadığı için otele dönüşlerde sarı-siyah taksileri kullandık. Taksimetre o kadar çabuk ilerliyor ki içiniz gidebilir. :) Her 8 saniyede bir 5 cent atıyor. Eğer ki kırmızı ışığa ve yaya yoluna takılmazsanız ve birkaç kişiyseniz çok hesaplıya geliyor. Bizim şanssızlığımız hep kırmızı ışıklara takılmamız ve bir sonraki ışıkta da yine aynı senaryoyu yaşamak oldu. Durduğu yerde para basıyor resmen. :) Ülkemizde de aynı sistem olsa ve akşam trafiğinde kalsak neye ne kadar öderdik acaba.

İspanya denilince öncelikli olarak kırmızıya dair iki şey geliyor aklıma boğa güreşleri ve flamenko.

Valencia, Madrid, Cordoba ve gibi Seville farklı şehirlerde yapılan boğa koşularından en çok rağbet göreni Kuzey İspanya'da yer alan Pamplona şehrinde olanmış. Temmuz ayının ilk haftalarına denk gelen kutlamalarda boğaların sokakları dolduran kırmızı-beyaz giyimli insanların üzerlerine doğru 3 dakika boyunca koşması nasıl bir heyecan yaratıyor insanda halen anlamış değilim. Bir yanda belki de korkması ve ne yapacağını şaşırmasından kaynaklı kendini çaresizce savunmaya çalışan boğalar bir yanda izdiham ya da düşme sebebiyle yaralanan insanlar.

b2ap3_thumbnail_32-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_33-barselona.jpg

Yine İspanya'nın adeta simgesi olmuş bir diğer anlam veremediğim eğlence ise matadorların yorgun boğalarla mücadelesi. Katalunya Otonom Bölge Parlamentosu'nda alınan kararla 2012 yılından sonra boğa güreşlerinin Katalunya'da yasaklandığı okudum. Bu yıl geleneksel düzen bozulmasa da gelecek yıllarda yasaklamanın İspanya'nın tüm yerleşimlerinde geçerli olmasını diliyorum. Öğrendiğim kadarıyla yaz boyunca her Pazar akşam üzeri gösteriler oluyormuş.

Gel gelelim Flamenkoya. Bir akşamınızı mutlaka bir Flamenko gecesine ayırmanızı tavsiye ediyorum. La Rambla'da yürüdüğünüzde mutlaka elinize bir broşür tutuşturulur ya da afişlere gözünüz takılır. Yarım saat ile bir buçuk saat arası değişen gösterilerin fiyatları da 10 Euro'dan 45 Euro'ya kadar değişiyor.

b2ap3_thumbnail_34-barselona.jpg

Kimilerinde sangria ve tapas ikramı da oluyor. Biz tadımlık olsun diye düşündük ve Plaça Real'de yer alan Las Tarantos'ta 10 Euro'ya yarım saatlik bir müzik molası verdik. Plaça Real'e gündüz uğrama fırsatınız olursa antikacıların tezgahlarını dolaşma fırsatını yakalayabilirsiniz. Eğer hafta sonuna denk gelirseniz de avlunun ortasında kurulan tezgahlarda, yiyecekten el sanatları ürünleri ve süs eşyalarına kadar birçok ürünün sergilendiğini göreceksiniz.

Müzik demişken akşamları Barri-Gotik bölgenin sokaklarında dolaşırsanız eğer sokak sanatçılarına rastlama olasılığınız yüksektir. Geniş avlularda, soluk ışığın altında, çıplak sesle dinleyeceğiniz gitar dinletileri orada bulunduğunuz için bir kere daha sizi mutlu edecektir.

Biraz da kendimizi sahillere atalım dedik. La Rambla'ya oldukça yakın olan La Barcenolata'yı kesinlikle tavsiye etmiyorlar. Hırsızlık olayları çokça olduğundan pek güvenli değilmiş. Zaten karşılaştığınız polisler, yoldan geçenler çantanız konusunda sizi sürekli uyarıyor hatta açıksa gelip kapamaya girişebiliyor. Bir süre orada yaşayan arkadaşımız 400 Euro'ya kadar hırsızlığın suç sayılmadığını söylemişti. Yine gezi yazılarından özet olarak çıkardığım sonuç suçüstü yapılmadıktan sonra giden gitti tarzı yaklaşım. Umarım yetkililer özellikle turistlerin canını çok yakan ve şehre dair kötü anılara, izlenime sebep olan bu olaylara kısa süre içerisinde çözüm bulabilirler. Hırsızlık bu kadar yaygınken bizler de dahil olmak üzere bu şehri ziyarete gidiyor muyuz? Evet gidiyoruz. Bile bile lades dememek için mümkünse değerli eşyalarınız için konakladığınız otelde kasa kiralamanız ve hakim olabileceğiniz minik korunaklı çantalar ile seyahat etmeniz. Ara sokaklarda da değişik senaryolarla karşınıza çıkabilecek insanlara karşı temkinli olun lütfen.

La Barcenolata plajını geçtikten sonra Catalunya'dan 41 numaralı otobüslerle gidebileceğiniz Mar Bella'ya gittik. Havlunuzu serip güneşin keyfini çıkarın. Birkaç saatliğine şehirden uzaklaşmak hatta şekerleme yapmak için keyifli bir mola olduğunu düşünüyorum. Hatta çocuklu bir aile iseniz plajın girişinde, hemen yol kenarında yer alan lunaparkta da keyifli vakit geçirebilirsiniz. En fazla 20 dakikada vardığımız plaja alternatif olarak trenle yaklaşık 40 dakika uzaklıktaki Sitges de öneriler arasındaydı. Yol ve sefer saatlerinin sık olup olmamasını göz önüne alarak bu küçük kasabada tüm gününüzü deniz keyfine ayırırsanız değeceğini düşünüyorum. Tabi sınırlı günleri olan bir turist için ne kadar yerinde bir karar olacağı da tartışılır. :)

b2ap3_thumbnail_35-barselona.jpg

Alışveriş önerileri arasında çokça söz edilen ve vergi olmadığı için çok hesaplı olduğunu öğrendiğimiz Andorra Prensliği'ne gitmek niyetimiz vardı ancak arabayla yapılacak yaklaşık 2 buçuk saatlik bir yolculukla günü bitirmek istemedik.

Alternatif olarak La Roca alışveriş köyünde ucuzluk şansımızı deneyelim istedik. 12 Euro karşılığında özel otobüslerle gidiş-dönüş ulaşım sağlayabilirsiniz. İçeride yan yana sağlı sollu dizilmiş ünlü markaları göreceksiniz. İndirimde dahi olsalar yükselen Euro ile birlikte fiyatlar çok da cazip değildi. Az sayıda satın aldığımız cazip ürünle dönüş yoluna geçtik. En son servis 21:00 ve merkezle arası yaklaşık yarım saat sürüyor.

b2ap3_thumbnail_36-barselona.jpg

Bunun dışında yerel markalarından olan Desigual renkleri sevmeme rağmen bana çok renkli geldi. Biraz Hindistan işi giysileri anımsattı. Lefties ise hesaplı olmasına rağmen çok fazla çizgisi olan ve kalite bir marka olarak gelmedi bana. Outlet köyünde Mango maalesef kapalıydı. Catalunya'dakinde de hesaplı bir şeyler bulamadık. Zara'da sezon ürünlerinde dahi buraya kıyasla daha hesaplı birçok ürün bulduk. Catalunya'da farklı sokaklar üzerinde 3 tane şubesi bulunuyor ve birinde bulduğunuz başka birinde olmayabiliyor. Biraz da tam sezon değişimine denk gelmek şanssızlık oldu. Yine de birkaç tane 4-7 Euro arası şık bluzlar bulmak gezimizin bonusu oldu. :)

b2ap3_thumbnail_37-barselona.jpg

Bu arada içinizde niyetlenenler olacağını düşünerekten takım formalarının el yakar fiyatlarda 75-80 Euro arası satışta olduğunu aktarmak isterim. Catalunya'da yer alan, Dünyanın dördüncü, Avrupa'nın da en büyük, İspanyol mağaza zinciri olan El Corte Ingles, yeşil amblemiyle gözünüze çarpacaktır. İndirim yakalayabileceğiniz ve birçok markayı barındırdığı için de şöyle bir uğramanızı tavsiye ederim.

Alışveriş demişken tax-free'den bahsetmeden de olmaz. 90 Euro ve üzeri alışverişlerinizde %15'e denk gelen ödemenizi geri alabiliyorsunuz. Catalunya'daki turist bilgilendirme noktasında aynı zamanda tax-free işlemlerini de yapmanız mümkün. Hatta nakit ödemelerinizin karşılığını hemen alabiliyorsunuz. Kredi kartı ile yaptığımız alışverişlerin geri ödenmesi için havalimanındaki ofiste belgelerimize kaşe vurulması gerektiğini söylediler. Ancak öyle bir kuyruk vardı ki 2 saatimizi kuyrukta geçirmenin değmeyeceğini düşündük ve vazgeçtik.

b2ap3_thumbnail_38-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_40-barselona.jpg

Hediyelik eşya olarak rengarenk ve şekil şekil boğaların, fırfırlı elbiselerini giyinmiş kırmızılı dansçı kadınların ve yelpazelerin albenisi oldukça yüksek. Kalite fiyatlara da yansımış. 2 Euro'ya da 30 Euro'ya da yelpaze satın almanız mümkün. Ve püsküllü çiçekli dokuma şallar. Gitmeden önce çok heveslenmiştim ama 100 küsür Euro vermek de anlamsız geldi. Ağırlıklı olarak Hintli ve Bangladeşli çalışanların olduğu dükkanlarda benzer şallar 10 Euro olsa da kumaşların cinsi dolayısıyla almayı tercih etmedim. S. Dali, A. Gaudi ve P. Picasso'nun eserleri, iğneden ipliğe aklınıza gelebilecek birçok turistik eşyada karşınıza çıkıyor.

b2ap3_thumbnail_41-barselona.jpg

b2ap3_thumbnail_42-barselona.jpg

Barcelona'ya gitmeden önce bir hevesle "Barcelona, Barcelona" isimli filmi izledim. Şehre dair çok az izler gördüm. Film bittiğimde dilimde sadece soundtracki vardı. Bir de Barcelona, Girona ve Figurees'te çekilen Perfume: The Story of a Murderer (Koku: Bir Katilin Hikayesi) filminde görülen aktar ile Barri-Gotik bölgesinde karşılaşmanız mümkün. :)

Tıpkı Salvador Dali gibi Antoni Gaudi de bir Katalan. Hatta Joan Miro da. Miro'nun eserlerinde etkilerini gördüğümüz Picasso da bir süre bu şehirde yaşamış. Sanatçının burada yaşadığı dönem, Mavi Akım yıllarına denk gelmektedir. Paris'ten sonraki en kapsamlı Pablo Picasso Müzesi de Barcelona'da yer alıyor. Sanat için önemli birçok ismin bu topraklarda nefes almak istemelerinin bir tesadüf olmadığına inanıyorum.

Rengin, tasarımın ve hayal gücünün sizi sarıp sarmaladığı bu şehirde kendinizi o daracık sokaklarda kaybetmeye hazır olun. Yaratıcı ürünlere ev sahipliği yapan küçük dükkanlardaki büyük dünyaları keşfetmenin tadına varın. Hatta takvimlerinizi önceden organize edebilirseniz Eylül ayının 20'sinden sonra yapacağınız ziyaretlerde sokak festivaline denk geleceğinizden keyfiniz daha da artacaktır. Yaşayan şehre dair tüm bu anlattıklarımdan sonra eminim ki aşağıdaki videodaki görüntüler ile aklınızdakiler daha iyi oturacaktır.

eight":"420"}[/embed]

Yeni keşiflerde görüşmek üzere,
[Ekim 2013]

Antakya - Eski Şehrin Sokakları
Adı Gibi Bir Garip Köy: Garipçe
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin