Hallo Berlin

Hallo Berlin

Gidip görmek istediğim hatta bir süre yaşasam fena olmaz diyeceğim o kadar çok yer var ki. İzinler, biletler, bütçe… Hepsi kafamda uçuşuyor.

Bi'kaç zamandır Berlin diye tutturmuştum. Pegasus'un süper kampanyaları yüzümüzü güldürünce bize de şehrin keşfi kaldı.

Yeni yılın yaklaşması ile birlikte hemen her yerde bir hareketlilik, bazen bi' koşturma, telaş bazen de bilinmez heyecanlar… Beni bu seyahatte en çok heyecanlandıran ise "Christmas Market" konseptinin başlayacak olmasıydı. Birçok merkezi yerde yiyecek, içecek ve süs eşyasının yanı sıra farklı sanatsal ürünlerin sergilendiği stantlar görme fırsatını yakalamış olduk. Işıl ışıl, ahh çocuk olsak dedirten dönme dolaplar, salıncaklar…

Kısa kısa aklımdakiler ne derseniz;

Soğuuuk. Evet, o kuru soğukta insanlar kafaları açık, bayanlar ince çorapları ile nasıl üşümüyorlar bilemedim. Onlar için esas soğuklar başlamamış da ondan mı? :) Termal kıyafetler olmasaydı havalimanı otel arası bir gezi olurdu herhalde. Sıcağı da sıcak olup aman dayanamıyorum oluyormuş. Bu durumda bize bahar iyi gelecek deyip yazdık bir kenara.

U-Bahn/S-Bahn candır. Yerüstü ve yeraltı olarak sınıflandırılan ulaşım hayatınızı kolaylaştırıyor. Elinize bir metro haritası alıp ya da telefonuna uygulamasını yüklediniz mi gidemeyeceğiniz yer yok. Dikkat edilecek önemli nokta ise; biletlerin bölgelere göre sınıflanıp ücretlendirildiği ve her ne kadar 4 gün boyunca kontrole denk gelmesek de metro girişindeki makinalara biletleri onaylatmanız gerekliliği ve onaysız olursa ceza yiyebileceğiniz unutulmamalı.

Canlı. Yaşayan bir şehir. Sabahın erken saatlerinde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde bir yerlerde toplanmış insanlar görmeniz mümkün. Her ne kadar mağazalar bize göre erken kapansa da geç saatlerde dahi karnınızı doyuracak bir yer ya da metro içerisinde açık marketler görebilirsiniz. Bu canlılık haftasonu tatilinde birayı su yerine tüketen gençlerin taşkınlıklarıyla biraz rahatsızlılık verici olabilir. Heey ne oluyor bana, yaşlı teyzeler gibi mi konuşuyorum? :)

Tarihi. Benim alışverişle işim olmaz, bana biraz tarih kokan şehir gerek, hani müzeler derseniz bir gününüzü keyifle geçirebileceğiniz Müzeler Adası tam aradığınız yer. Nehrin kenarına gelip Berliner Dom'u ve akabinde müzeleri sıra sıra görünce benim için zaman başka aktı sanki. Beş sene sonra da yeniden gitmek maddesini de ekledim mi deftere eveeet, neden? Pergamon Museum'daki Zeus Altarı restorasyona girmişti ve restorasyon bitimi için 2020 tarihi verilmiş. :(

Kalabalık ama değil. Sokaklara çıktığınızda evet insan kalabalığı görüyorsunuz ama üzerinize üzerinize gelmiyorlar. Metroyu hemen her saat aralığında kullandık ve o kadar sık geliyor ki üst üste insan manzaraları ile karşılaşmıyorsunuz. Anlamadığım bu kadar sık aralıklı tarife varken insanlar neden koşturuyor.

Döner, kebaaap. Hemen her sokakta sağlı sollu, bir ileri bir geri gidip gelince dönerciye rastlamanız mümkün ama hiç heves edip de yemedim doğrusu. Fazla yağlı gözüküyordu hepsi. Peki bu döner kebapçılar neden önemli benim için. Bir numaralı adres sorma mekanları oldu çünkü. Çalışanlar da Türk olduğu için soracak tüm sorularımıza rahatça cevap alabildik. :) Aralarında en çok nam salanı ise Küçük İstanbul dedikleri Türk Mahallesi olan Kreuzberg'deki "Mustafa's Gemüse Kebap".

Jack Wolfskin. Çok bi' reklam koktu ama yolda yürürken birisinin üzerinde denk gelmemenize imkan yok. Henüz sezon yeni başladığı için çok cazip fiyatlarla karşılaşmasak da Türkiye ile karşılaştırınca 130-150 Euro fena durmuyor aslında. Geçen sene Mart'ta Bremen'e gittiğimiz 80-100 Euro arası süper şeyler var. İndirim dediğin böyle olur demiştik hayran hayran.

TKMaxx. Bize hep ilaç gibi geliyor. Columbia güneş gözlüğü 9 Euro'ya almak ya da Skechers spor ayakkabıyı 25-30 Euro'ya alabilmek kime iyi gelmez ki? :) Hatta biraz ucundan da Primark diyebilirim. Mesela 9 Euro'ya aldığımız boyun yastığının aynısını başka bir yerde 22 Euro'ya gördük. Günlük bi'şeyler alayım derseniz uğramanızda fayda var.

Ampelmannchen. Doğu Almanya'nın sembolü olan trafik lambaları 1995 yılından itibaren tüm Almanya'da kullanılmaya başlanmış ve Berlin'de hediyelik eşya dükkanlarında sıkça karşınıza çıkacaktır.

Ve Teddy bear demek istiyorum ;)) Bazen bir metro istasyonunda bazen bir dükkanın önünde karşınıza çıkınca, fotoğraf makinenize hemen sarılacağınız, çeşit çeşit desendeki hoşgörü ve uluslararası toleransı simgeleyen Ayı figürleri şehrin simgesi haline gelmiş.

Berliner. Lisedeyken severek yediğim ponçik'in marmelatlı hali burada karşıma çıkınca mutlu olmaz mıyım hiç? :) Çanakkale çarşıda Almanya'dan gelen bir Türk'ün Berliner isimli dükkanında yaptıkları aynı lezzette, hafiflikte değildi vallahi. 

Rittersport. Freeshop'ta bile 2 küsur Euro iken Rossmann'dan 0.89 cente alabildiğimiz ay fındıklısı çok güzel yok yok mentollü yok badem ezmeli diye daldan dala konduğumuz mutluluk kaynağı.

Currywurst. Almanya denilince akla gelen, sokak lezzetlerinin vazgeçilmezi, sosisli severlerin gözdesi. Ben mi? Uzun yıllardır sosis yemiyorum; cazip görüntüsüne rağmen tabiî ki yemedim. :) Bir de domuz eti hassasiyetiniz varsa listeden çıkarabilirsiniz.

Vapiano. İstanbul'da Cadde'ye gidince tazecik makarna ve pizzaları ile buluştuğumuz kırmızı logoyu, Berlin'de azcık abartırsam Mc Donalds gibi sıklıkla görmeniz mümkün.

Ricola. Bütün kış hafif bir öksürük olduğunda hemen imdadıma yetişen bitki topu. :)

Bira, bira, bira. Berliner Weibe'den başlayıp çeşit çeşit yudumlayınız. :)

Tabi bu listeye Berlin Filarmoni Orkestrası'nı da eklemek isterdim ama gitmeden çok önce internetten baktığımda biletler tükenmişti. :(

Heves ettiğim: Geri dönüşüme teşviğin olması. Örneğin pet şişede içecek aldığınızda fiyat haricinde +0.25 cent ödeme alınıyor sizden. Matiklere boşları götürürseniz de sürece katkı sağlamış ve kesintiyi geri almış oluyorsunuz.

Bunlara ek olarak birçok gezi yazısı ve kitabında karşınıza çıkmış/çıkacak olan birkaç gezi noktasını da sıralayacağım.

  • Olmazsa olmaz, Berlin'in kalbi diyebileceğimiz, alışveriş ya da ulaşım aktarması için sıklıkla yolunuzun düşeceği Alexanderplatz ile bu merkezin sembolü Tv Kulesi; (Metrodan çıkarken tuvaletlere yakın bölümde yer alan kasalar -elinizdeki fazlalıkları koyabileceğiniz- hayat kurtarır. :))
  • Müzeler, sanat ve arkeoloji kavramları size uzak değilse Bode Museum, Alte Nationalgalerie, Neues Museum ve Pergamon Museum'un içinde olduğu Müzeler Adası (MuseumsInsel).
  • Müzeler Adası'na gelirken görmemenizin imkansız olduğu, fotoğraf çekmek için mutlaka duracağınız Berliner Dom.
  • Vaktimiz de keyfimiz de bolca diyip uzun uzadıysa yürümek, alışveriş ve yemek molaları vermek için kısa deyişi ile Ku'damm; buraya gelmişken de 2. Dünya Savaşı'nda kulesinin tepesi zarar görmüş olan ve o haliyle muhafaza edilmekte olan Kaiser-Wilhelm-Gedächtniskirche isimli yıkık kilise dikkatinizi çekecektir.
  • Mevsiminde denk gelirseniz ıhlamur kokusundan mest olacağınız Unter den Linden caddesinden yürüyüp caddenin sonuna geldiğinizde de özellikle gece ışıklandırması ile göz dolduran en önemli simgelerden Brandenburg Kapısı (Brandenburger Tor) 
  • Arkanıza Brandenburg Kapısı'nı alıp son yılların modası selfienizi çekerken sağınıza doğru gözünüz kaydığında burası neymiş ki diyebileceğiniz Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün de kaldığı söylenen, gecelik oda bedeli yüksek fiyatlarda olan Adlon Otel (dipnot olarak da bu otelin bir odasının balkonundan Michael Jackson'un bebeğini gazetecilere salladığı rivayet ediliyormuş.)
  • 118 sanatçının 101 eserinden oluşan 1,3 km'lik açık hava sergisi haline dönüşen East Side Gallery bir ayıbı örtüp turistlerin gözdesi haline gelmiş.
  • Savaş yıllarında Amerikan ve Sovyet askerlerinin nöbet tuttuğu, Doğu Berlin ve Batı Berlin arasındaki 3. ana geçiş noktası Checkpoint Charlie (İsim nerden geliyor derseniz: Nato kodlama sisteminde A:Alpha, B:Bravo'dan sonra gelen C:"Charlie" kodu ile anılmaktadır.)
Bu listeyi bitirip halen neler yapabiliriz derseniz "Zoologischer Garten"'in (Hayvanat Bahçesi) iyi olduğu duyumlarını almıştık. Kırmızı Belediye Binası'nın (Rotes Rathaus) arkasına doğru yürüdüğünüzde yemek ya da lezzetli biralar için mola verebileceğiniz keyifli bir sokak olan Nikolaiviertel, şu an turistik bir ziyaret noktası olarak utancı örtüyor mu bilemedim ama Yahudi Anıtı (Holacaust), müzecilik anlamında başarılı bulduğum, ayrıntıları pas geçemeyeceğiniz, birkaç saat rahatlıkla geçirebilecek Jewish Museum ya da Tiergarten'de oksijene doyacağınız bir yürüyüş alternatifleriniz arasında yer alabilir.

Turist formatından çıkıp modadan ne haber derseniz KaDeWe, Alexa, Arkaden ve Mall of Berlin gibi alışveriş merkezleri gezi rotanız üzerinde dikkatinizi çekecektir.

Sıcağı da sıcak ama dedikleri için denk gelirsek baharda da gitmek istediğimiz Berlin'e selam olsun.

Yeni keşiflerde görüşmek üzere,

Aralık 2015

Bu yazıyı değerlendirin:
Ciao Bella
Antakya - Eski Şehrin Sokakları

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin