Ciao Bella

Ciao Bella

​2015 Kasım ayının başlarındayız; havalar bir iyi bir kötü. Soğuk havalar hafiften yüzünü göstermeye başladı derken bizim seyahat vakti geldi çattı.

Vakit İtalya'da soluğu almak, sokaklarında kaybolmak vaktidir. Hava durumu tahminleri yüzümüzü güldürecek gibi duruyordu ve öyle de oldu:)) İstanbul'da yağmur ve kararmış hava ile cebelleşirken Floransa ve Roma'da 18-19 derecelerde ılık esintili, Pisa'da da ahmak ıslatan yağmurlu bir hava ile karşılandık. Artık sadece yaz dönemlerinde değil yılın diğer dönemlerinde, farklı mevsimlerde şehirlerin farklı yüzlerini keşfetmek cezbediyor beni. Ama şu bir gerçek ki güneş ve ılıman bir hava da şehre karşı bakışınızı olumlu yönde etkilemekten geri kalmıyor.

Havayolu şirketlerinin rekabet anlayışı ciddi anlamda biz gezginlere yaradı. Erken zamanlarda belirlenen programa göre hareket ettiğimizde neredeyse yurtiçi bilet fiyatları ile yurtdışına seyahat etmek mümkün artık. Biz de cebimizi düşünüp daha çok yeri keşfetmek istediğimizden programlı olmaya gayret ediyoruz.

Senenin başlarında batı sahillerine uzanıp Genova ile birleştirmek istediğimiz Cinque Terre seyahati söz konusuydu. Programları denkleştiremeyince sonbahar havasında romantik bir yerde olmak istedik ve tercihimiz Floransa'dan yana oldu. İtalya'nın gözbebeği Roma'yı da pas geçmedik. Tabi bir de neden İtalya diye sorulabilir. Cevabı da pek sevdiğimiz İtalya, uzun süreli vize verdiğinden giriş-çıkış yapalım da sorun çıkarmasınlar:)) diye düşünmemizden. Ek bir bilgi de ilave edersem Yunanistan ve Fransa da uzun süreli vizeler konusunda İtalya'yı yalnız bırakmayıp yüzleri güldürüyor.

​Cumartesi sabahı erken saatlerde Roma'da günü kucaklıyoruz. Her ne kadar uçağa gitme ve işlemler nedeniyle erken kalkmamız gerekse de günü yememiş olmamak hoşumuza gidiyor. Havalimanı'ndan Fiumicino (Leonardo Da Vinci) merkezi tren istasyonu Termini'ye otobüsle ya da metroyla direk ulaşmak mümkün. Biletler diğer şehirlerle karşılaştırdığımızda biraz pahalıya geliyor. Leonardo Express ile kişi başı 12 Euro olan biletin sağladığı yolculuk yaklaşık 45 dk. sürüyor. Eğer turla değil de kendi organizasyonunuzu yaparak gelecekseniz istasyona yakın konumda bir otel seçmenizi tavsiye ederim. 

İstasyonun hemen yanında otobüs durakları yer alıyor ki kısa süreli ziyaretlerde zaman tasarrufu için can simidi olabilir. 1,5 Euro'ya aldığınız biletleri 100 dk. İçerisinde ikinci defa kullanmanız mümkün. Alternatif olarak Roma'da çokça göreceğiniz motorsiklet kiralamak gezinizi eğlenceli ve pratik hale getirebilir. Vespaları günlük kiralamak isterseniz hemen hemen tüm firmalarda 50-60 Euro civarında bir ücret ile karşılaşırsınız. Biz tabanvay olarak yola çıkıp dönüşlerde metro ve otobüs kullandık. Metro ve otobüs için ortak bilet kullanabiliyorsunuz ve hem makinelerden hem de gişeden satın almanız mümkün. Bizim gişeden alığımız biletlerin 100 dk.lık geçerliliği yoktu.

​İstasyondan İtalya'nın diğer şehirlerine rahatlıkla ulaşmanız mümkün. Eğer tren biletlerini önceden internetten alacak olursanız daha hesaplı olan 2. sınıf grubunu yakalama şansınız olur. İstasyon içerisinde de gişelerden (Azıcık sıra oluyordu, zaman daha değerli değil mi?) ya da makinelerden kredi kart veya nakit olarak biletlerinizi şehrine ve saatine göre satın almanız mümkün. Peronlar çokça olduğu için doğru sefer sayısını doğru saat ve peronla eşleştirmek için 5-10 dk. erkenden orada olmanızda fayda var. Ya da sizi çok çabuk farkedecek bunu iş edinmiş kızlarla göz göze gelerek 1-2 Euro'ya bu işi halledebilirsiniz. Trenler oldukça temiz, hızlı:) ve konforlu. Metroları için aynı şeyi söylemek mümkün değil tabi. Akşamüzeri bindiğimizde nefes alacak ufacık bir alan ya var ya yoktu ki kendimizi dışarı zor attık. Zaten metro ile şehrin bir bölümüne ulaşım mümkün oluyor. Örneğin Sain'Angelo Castello ya da Vatikan'a gitmek isterseniz ring yapan otobüsler tarifsiz bir mutluluk veriyor insana:)) O trafik içerisinde iki nokta arası kesintisiz seferler gerçekten başarılı bir seçim oluyor. Otobüsler de metrolar da gece yarısı 12'ye kadar çalışıyor fakat yine de buna güvenmeyin çünkü 23:40/45 gibi istasyona gittiğimizde çoktan kepenkler indirilmişti. Otobüslerde kimi hatlarda daha esnek saat uygulamaları vardı hatta gece yarısı 2:00 gibi hala çalışan ve içerisinde yolcu olan otobüsler gördük. Belki de belli hatlarda saat başları çalışan seferler vardır.

Eğer hava güzelse yürümek en keyiflisi olacaktır elbet ama arasıra da taksilere ihtiyaç duymuyor değiliz. Genelde yurtdışında taksi kullanmaktan çekinsek de - örneğin Mısır'da 15 dolardan başlayıp istisnasız 5 dolara inen taşıma pazarlıklarını düşünürsek- gece yarısı dans dönüşü ve sabah erken kalkacağımız için uyumak hevesinde olduğumuzdan durak taksilerine yöneldik. Yaklaşık 4 km.lik mesafeye 12 Euro ödedik ki bu da bize normal değerde geldi. Beyaz taksilerin kapılarının yanlarında da havalimanı gibi belli noktalara -Fiumicino Havalimanına 48 Euro, Ciampino Havalimanına ise 30 Euro- ne kadar ücret alındığına dair sabit fiyatlandırmalar yapıştırılmış. 

Yıllar geçtikçe imkanlar artmakla birlikte gerçekten uzaklar yakın olmaya başladı. Bildiğiniz üzere özellikle İtalya ve Yunanistan ile Orta Avrupa, Türk turistlerin yoğunlukla tercih ettiği yerler arasında. Bu sebepten internet üzerindeki gezi yazılarına dair kısa bir araştırma yapsanız nerede nereye gidilir çok rahat öğrenebilirsiniz.

​Sizleri çok fazla ayrıntıya boğmadan yazıda bütünlük olsun neler var neler yok diye sıralamak gerekirse önceliğim İmparator Vespasianus'un yaptırdığı Colesseum'dan yana olur. Constantin Zafer Takı (Arco di Constantine) ile Roma Forumu girişindeki Titus Zafer Takı (Arco di Tito) gözünüze ilk çarpacak eserlerden. Yol boyunca sağlı sollu imparatorluk heykelleri göreceksiniz. Bunun yanı sıra insan heykeller de yol kenarlarında gezinize eşlik edip renkli kareler yakalamanızı sağlayacaktır. Bu yakaya gelmişken metro durağının hemen ilerisindeki adını aynı isimdeki imparatordan alan Caracalla Hamamları'nı (Terme di Caracalla) görmenizi tavsiye ederim. İnternet üzerinde yayınlanan saatler mevcut uygulama ile uyumlu olmadığı için 2. kere burayı gezme fırsatını kaçırmış oldum. Bir dahaki sefere olacak elbet diye umuyorum.

​Başlangıç noktamızı Termini İstasyonu olarak belirlersek kısa bir yürüyüş ile Repubblica Meydanı'na (Piazza della Repubblica) varırsınız. Bir tarafta da Santa Maria degli Angeli Bazilikasını göreceksiniz. Bu rotayı yürümek yerine toplu taşıma ile de katedebilirsiniz çok farklı bir etki hissedemedim ben. Yine yaya olarak giderseniz rotanız üzerinde Barberini Meydanı'nda (Piazza Barberini) yer alan Bernini tarafından yapılan Triton Çeşmesi'ni (Fontana del Triton) görme fırsatınız olur. Haritanızdaki rotayı takip ederseniz kısa bir yürüyüşle Chiesa di Trinita del Monti Kilisesi ile Spagna Meydanı'nı (Piazza di Spagna) birbirine bağlayan ve merdivenlerin başındaki İspanya Büyükelçiliği'nden ismini alan İspanyol merdivenlerine ulaşırsınız. Görsel anlamda -hmm ne varmış ki burada? derseniz şaşırmayın. Ve aklınızda olsun lütfen kültürel mirası korumak adına burada bi'şeyler yemek ve içmek, dondurmanızın damlaların yerlere akıtmak size biraz pahalıya malolabilir:)) Birçok filme fon olan Roma ve özellikle de 1953 yapımı Audrey Hepburn'un Roma Tatili (Roman Holiday) filmi ile İspanyol Merdivenleri iyice dikkat çekmiştir. Bob Dylan'ın "When I Paint My Masterpiece" isimli şarkısında da İspanyol Merdivenleri ve Colosseum'dan bahsedilmektedir.

​Aksi yöne gidecek olursanız da Roma'nın olmazsa olmalarından, Barok tarzın temsilcilerinden Trevi Çeşmesi'ne (Fontana di Trevi) varırsınız. Bizlerin Aşk Çeşmesi olarak bildiği eser bu yıl restorasyonda olduğu için havuzun suyu boşaltılmış. Çalışmalar devam ettiği için de tahta iskeleler üzerinden yürüyorsunuz. Görsel anlamda bu hali sizleri hayal kırıklığına uğratabilir ki restorasyon çalışmalarının çabucak bitmesini diliyorum. Romantik havayı bozmamak için sizlerle önceki yıllarda çektiğim fotoğrafı paylaşıyorum. Vaktiniz olursa civardaki sokaklar arasında dolaşmak ya da kafelerinde soluklanmak keyif verecektir. Çeşmenin günlük hasılatının 3000 Euro'yu bulduğu söyleniyor ve yardıma muhtaç insanlar için kullanıyormuş.

​Yakın rota üzerinden gidersek Trevi Çeşmesi'ne yürüme mesafesindeki Panteheon'u vaktiniz olursa hem gündüz hem de gece görmenizi tavsiye ediyorum. Gündüz içine girebileceğiniz için kubbedeki oculustan ışığın süzülmesine şahit olursunuz. Gece olduğunda ise önünde yer alan havuz ve ışıklandırması ile birlikte görsel anlamda hoşunuza gidecektir. Pantheon'a kadar geldiyseniz çok yakındaki yer alan hem görsel anlamda hem de yaşayan, hareketli bir yer olduğundan Navona Meydanı (Piazza Navona) sizi hemen sarıp sarmalar. Meydanda, bir yarışma sonucu belirlenen Dört Nehir Çeşmesi'nin (Fontana dei Quattro Fiumi) tasarımında dört kıtadaki dört tanrı yer almaktadır.

​Vatikan ve Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın sürgün zamanlarının bir kısmını geçirdiği Kutsal Melek Kalesi'ne (Castello Sant'Angelo) yürümek yerine istasyondan direk ulaşabileceğiniz otobüslerle ya da tramvay ile erkenden gitmenizde var. Ortalama yarım saatte varacağınız rotada zaman, uzun kuyruklar karşında değerli olacaktır. 12 havariden birisi olan ve ilk papa olarak kabul edilen azizin isminin verildiği San Pietro Meydanı'na vardığınızda demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. :) Vatikan'a giderken pantolon ya da uzun etekle olmanız ve yanınızda da eğer omuzlarınız açıksa şal taşımanız girişte sorun yaşamamanızı sağlayacaktır. Herhangi bir tehlike anında Vatikan ile kalenin arasında bir tünel bağlantısı olduğu bilinmektedir. Müze, Sistine Şapeli ve Bazilika gibi gezilecekler listesi kabarık olduğu için geniş zaman ayırmanız yerinde olacaktır.

​Alternatifler arasında Medici Villası yer alabilir ya da Borghese Villası'nda yeşille buluşabilirsiniz. Burada balonla gökyüzünden Roma'ya kuşbakışı görebilirmişsiniz. Bazı kaynaklarda artık aktif olmadığı söyleniyordu; otel çalışanları da emin olmadığı için gidip de eli boş dönmeyi göze alamadık. Yönetmen Ferzan Özpetek'in de evinin olduğu Roma'nın eski semtlerinden olan Trastevere de keşfedilmeyi bekleyen lokasyonlardan.

Roma-Floransa arasını trenle 1.30 dk. gibi kısa bir süre içerisinde katetmeniz mümkün. www.italiarail.com sitesi imdadınıza yetişecektir. Floransa, içerisinden suyun geçtiği diğer şehirler gibi favorilerimden. (Bu listeyi bir tek Kahire bozuyor benim için.) Gökyüzünde renklerin dansı, köprüler üzerinden geçerken ya da soluklanırken göreceğiniz Arno Nehri'nin yansımaları ve size verdiği güzel enerji. Çok da büyük olmayan Floransa'da genellikle kısa konaklamalar yapılmaktadır. Tabi bu programlar hazırlanırken kısa sürede daha çok yer görmek merakıdır esas olan. Ben birkaç yıl önce turla geldiğimde yine hayran kalmıştım ancak bu sefer yaşadım diyebilirim. Koşturmasız, acelesiz bazen de kaybolarak sokaklarını keşfettik. Aslında önemli olan gördüm geldim değil de orada yaşar gibi yapabildim demek olsa gerek. Siena, Lucca ve Pisa gibi diğer yerleşim yerlerine ayak olabileceği için konaklama süresi uzatılabilir. Hatta bir günü Galleria degli Uffizi'ye ve Galeria de la Academia müzelerine ayırmanız yerinde olacaktır. Uffizi'de Botticelli, Michalangelo, Leonardo da Vinci ve Bellini gibi çok sayıda ünlüye ait yağlı boya eserleri görüp kısa molalar için de Arno Nehri üzerindeki Eski Köprü'ye (Ponte Vecchio) uzaktan bir bakış atabilirsiniz. Bugün kuyumcu dükkanlarına ev sahipliği yapan köprü Floransa'nın altı köprüsünden birisi olmakla birlikte Uffizi ve Medici Sarayı'nı birbirine bağlamaktadır.

​Floransa'nın vazgeçilmez iki karesinden birisi Davut Heykeli diğeri de Michelangelo Tepesi'nden şehre doğru yüzünüzü döndüğünüzde görecekleriniz. Davut Heykeli'nin bir kopyası Signoria Meydanı'nda (Piazza della Signoria) yer alıyor. Meydanda yer alan kale görünümündeki Belediye Sarayı olarak bilinen Vecchios Sarayı ile birçok heykel açık hava müzesindeymişsiniz izlenimi veriyor.

​Şehir siluetinde ilk göze çarpacak Floransa Katedrali yani Duomo (Cattedrale di Santa Maria del Fiore) olacaktır. Duomo Meydanı (Piazza del Duomo) olarak adlandırılan meydanda yer alan kilisenin hemen yanında ise Giotto'nun çan kulesi (Campanile di Giotto) yer alıyor. Panoramik Floransa manzarası için kuleye çıkmak, sonu biraz yorgun ama keyif verecek bir tercih olabilir.

​Michelangelo denilince akla gelecekler arasında ön yüzü tamamlanmış olan San Lorenzo Bazilikası (Basilica di San Lorenzo) yer alıyor. Rönesans Mimarisi'nin gelişmesinde mihenk taşı olarak nitelendirilen bazilika, Medici ailesinin önemli üyelerinin mezar yeridir. Bunun dışında eğer şehre trenle gelecek olursanız tren istasyonunun çok yakınında yer alan Gotik yapıdaki Santa Maria Novella Bazilikası (Basilica di Santa Maria Novella) ilk ziyaret noktalarından olabilir. 

Görme fırsatımızın olmadığı Medici Ailesi tarafından satın alınan ve geniş bir sanat koleksiyonun yer aldığı Pitti Sarayı (Pa'lattso Pitti) ve arkasında yer alan Boboli Bahçeleri yorumlarını da sizlerden bekliyorum. :)

Gelelim Pisa'ya. Floransa üzerinden trenle gitmek oldukça mantıklı ve sadece yarım gün gibi bir sürede ziyaret edip geri gelmek mümkün. 2. sınıf biletler için kişi başı 16 Euro ödedik. Daha önceden karar verip internetten alırsanız 1-2 Euro daha hesaplıya gelebilir. İstasyondan çıkınca karşıdan karşıya geçip aşağıya doğru dümdüz yürürseniz taş çatlasa 15 dk. sonra "Aaa, işte Pisa Kulesi" sesleri yükselecektir. :)) Kentin en önemli meydanı olarak nitelendirilen Mucizeler Meydanı'nda (Campo dei Miracoli) 56 metre yüksekliğindeki çan kulesi dışında, Pisa Katedrali (Duomo di Pisa), Vaftizhane (Baptisterio) ve Anıt Mezar (Camposanto) da görülecek yerler arasındadır. Pisa Kulesi'ne çıkmak için 15 Euro'luk biletleri almanız gerekiyor ki neredeyse tren bileti ile başa baş olduğundan aman kim çıkacak o kadar basamağı dedik :) ve vazgeçtik. Galileo Galilei'nin yaşamış olduğu Pisa için bildik kare fotoğraflar çekip etrafta kısa bir tur ile belki biraz da alışveriş molası yapmak için max. 1.30 saat gibi bir süre ayırmanız yeterli olacaktır.

​İtalya'nın tüm yerleşim yerleri böyle midir bilmiyorum ama hem Roma hem de Floransa tıpkı alıştığımız İstanbul gibi geceleri yaşayan şehirlerden. Akşam olup hava kararmaya başladığında otelin yolunu tutmak zorunda değilsiniz. Mağazalar ışıl ışıl, sokaklarda hızlı adımların sesleri... Geç saatlerde acıkacak olursanız ya da bi'şeyler içmek isterseniz kendi halinde minik restoranların dışında açık market bulma olasılığınızın çok yüksek olması da beni çeken bir başka özellik. Barcelona'da da yemek yemek için acele etmemiştik. Gün ışığından maksimum düzeyde yararlanıp akşamları da -tepenizde hadi kalksın artık diye bakmayın garsonların olduğu- keyifli sofralarımız olmuştu.

​Tabi ki de İtalya söz konusu olunca menümüzde başta pizza ve makarna yer aldı. Mevsimine denk geldiğimiz için mantarlılardan bolca tükettik. Pizzalar -dilim olarak satılanlar dışında- buraya göre gerçek anlamda çok daha lezzetli. Ana menüye geçmeden önce bruschetta ile aromatik ve hafif bir başlangıç yapabilirsiniz. Her yerde aynı tadı yakalayamadım ama özellikle Floransa'da Mercato Centrale'de yer alan restoranlardan birisi olan "Trattoria Zaza" tüm tercihlerim için lezzeti sunabilen yerlerdendi. Deniz mahsüllerinin çok yakıştığı makarnalar, mantarlı-kremalı fettucineler de ayrı bir doyum noktası oldu benim için. Yine Floransa'ya kadar gitmişken meşhur Florentina Steak yemeden gelmek olmaz. Hani çizgi filmlerde kedilerin peşinden koştuğu kocaman etler oluyordu ya aynen öyle hatta iki kişinin doyabileceği porsiyonlarla da karşılaşabilirsiniz. Ve meşhur aperatif barlar. Akşam yemeği öncesi bi'şeyler içmek isterseniz yanına açık büfe ikramlıklardan kim almak istemez ki. Floransa'da oldukça yaygın bir kültür olan bu barlar için birçok öneri var. Biz deneme fırsatı yakalayamadık ama internet derlemelerim arasındaki Volume, Kitsch, Negroni ve Sei Divino gibi isimlerle liste uzayıp gidiyor.

​İtalyan yemek kültüründen haz etmem derseniz çok az da olsa fast food markalarına rastlayabilirsiniz ya da Carrefour gibi süpermarketlerden sandviç ekmeğinizi alıp kendi kombinasyonunuzu yapabilirsiniz. Bildiğiniz standarttaki menüler için Roma'da da Floransa'da da merkezi yerde konuşlanmış Hard Rock Cafe'ler doğru adres olacaktır. Hem wi-fi hizmetinden de ücretsiz faydalanabilirsiniz. :)

​Özellikle de yurtdışına çıktığımda kendimde eksikliğini hissettiğim kahve içmeme zevkim ne olacak bilmiyorum. Aslında birçoğunuza göre bu zevk değil de zevksizlik tabi:)) Paris'te bi' kafede oturup keyif yapamamanın acısı üzerine ne Roma'da ne de Floransa'da güzelim meydanları sıcak yudumlarla yaşayamadım. Olsun ben de bolca dondurma ve tiramusi keyfi yaptım diye avuturum kendimi:)) Sen yaşamadın da ya biz derseniz bu keyif için Floransa'da Republicca Meydanı'ndaki artık oldukça turistik olan "Gilli" ya da "Giubbe Rosse" seçilebilir. 

Dondurma demişken amaaaan artık Türkiye'de de var demeyin. Yerinde, bir de gerçekten usulüne göre yapılan yerleri keşfettiniz mi şölen başlar derim. Favori çeşitlerim ise: Hindistan cevizi, after eight (yeşil yeşil boyalı olmayanlarından) limon ve tiramisu. 

Kısa seyahatimizdeki keşiflerim arasında; 

  • Roma'dan başlayacak olursam Piazza Navona yakınlarında yer alan, uzun kuyrukların sonundaki mutluluğun adresi "Frigidarium"un -yine ünlü ve sıra beklemeyi göze almanız gerekecek, acıkmadan önce gitmenizi tavsiye edeceğim "Pizzeria da Baffetto" ile karşı paralelde yer alıyor- çikolata sosu, bitter çikolatası ayrı bir güzel ki diğer çeşitleri de pas geçmeyin. Diğer birçok yerde olduğu gibi 2-3 ve 4 Euro'luk porsiyonları var.
  • ​Pisa kulesine doğru giderken Arno Nehri'nin üzerindeki köprüden geçtiğinizde çarşıya gelmeden karşınıza gelen "La Bottega del Gelato" isimli dondurmacıyı es geçmeyin. Gerçek aromalarındaki dondurma topları sizi keyiflendirecek. 
  • Floransa'da Uffizi'ye gelmeden önceki sokaktan aşağıya doğru inerseniz sağ kolda 1989'dan beri hizmet veren "Gelateria del Neri" isimli dükkanda bir başka dondurma ziyafeti sizi bekliyor olacak. Tiramisulu çeşidi külahlarda vermiyorlar. Burada dondurma dışında meyveli tartlar ve mini dilim pastalar da var. Yine Floransa sokaklarında dolaşırken tesadüfen keşfettiğimiz Repubblica Meydanı'nı diklemesine kesen sokaklardan birisinde yer alan zincir marka Grom'daki çeşitleri ve tatları da çok beğendim ancak meyveli olan bazı çeşitler buzlu hissi (sorbe gibi) vermişti.

​Ağzınızı tatlandıracak dondurma önerilerimin yanı sıra İtalya denilince akla tiramisu gelir derim. Dondurmayı bırakalım da gerçek tiramisu tadalım derseniz Roma'da İspanyol Merdivenleri'ne gelmeden Allah'ım keşke biraz daha yiyecek yerim olsaydı diyerek bitireceğiniz "Pompi" isimli dükkanın tiramisularını şiddetle tavsiye ederim. 1960'dan beri tamamen ev usulü yapılan tiramisuları max. 14 dk. içerisinde tüketmenizi tavsiye ediyorlar. Klasik sunumun dışında çilekli, fıstıklı ve muzlu gibi değişik tatlara açık olanlara da çeşitler sunulmuş.

​Sürekli tatlı yedik de susamadık mı? Eğer tadı hoşunuza giderse Roma'daki çeşmelerden akan sular içilebiliyor, aklınızda olsun. 

Gelelim akşam olduğunda eğlence kısmına neler yaptığımıza. Saatlerimiz, enerjimiz mekanları aramakla ve adrese ulaştığımızda hayal kırıklığına uğramakla geçti. İnternet üzerinden bulduğumuz Palacavicchi'nin uzak olduğunu söylediler ve alternatifler aramaya başladık. Floransa'da tavsiye edilen La Rotunda, Space Club ve Salamanca'dan elimiz boş döndük. Çoğunda R&B tarzında müzikler var, belki arada bir iki latin müzik yakalamak mümkün olur. Roma'da gittiğimiz ve içeriye girmek için beklerken 3-4 latin parçanın bizi heveslendirdiği Caruso isimli mekanda ise iyice dip yaptık diyebilirim. 10 Euro giriş ücretine biz de olduğu gibi bir içecek dahil. İki bölümden oluşan mekanda canlı müzik yapan bir grup sahnedeydi. Ancak Latin danstan çok gençlerin eğlenmek ve içmek için bir araya geldikleri bir mekan izlenimi verdi. 3 kere dans edebildik ki onda da apartman topukların ayağıma gelmesinden çekinmekten pek keyif alamadım.

Dönüş yoluna geçince neler alınabilir sorusuna cevap olarak; 

  • Pisa'ya giderseniz İtalyan yazar Carlo Collodi'nin yazmış olduğu dünya çocuk edebiyatının başyapıtlarından Pinokyo'nun ustası Gepetto'nun evinin burada olduğunu da düşünecek olursak Pinokyolu ve Pisa Kuleli objeler zevkinize göre çeşit çeşit. 
  • Chianti şarapları tatmak yetmez derseniz hemen her yerden satın alabilirsiniz. Limoncello'lar da farklı tatlara açık olanlar için uygun bir tercih olacaktır. 
  • Toscana'da "Cantuccini" olarak isim verilen çifte fırınlanmış bademli kurabiyeler de dikkatinizi çekebilir. Yemek sonrası özellikle kuru olduğu için şarap yanında servis edilen kurabiyeler kahve, latte ile de sunuluyormuş. Ben de merak edip aldım ama Selanik gevreği daha lezzetli diyebilirim.
  • ​Rengarenk şekilli ve sebzeli makarnalar ile üzerine sos için kurutulmuş sebze paketlerinden almayı unutmayın. 
  • Hesaplı deri ayakkabı bulursanız hiç içinize şüphe düşürmeden alın derim. Ben yaklaşık bir senedir giyiyorum ve çok memnunum. 
  • Çantalar için öneride bulunmama gerek yok çünkü seyyar satıcılarda bile göreceğiniz için kendinizi tutamayıp birkaç boy ve renkte almanız yüksek olasılıklı. Pazarlığa açık olduklarını ekleyeyim:)) 
  • Baylar için desenli ipek kravatlar, deri eldiven ve şapkalar da zevkli bir hediye olabilir. 
  • Magnet ve anahtarlıklar için de acele etmeyip Termini İstasyonu önündeki tezgahlara bakacak olursanız çok daha hesaplı fiyatlarla alışveriş yapabilirsiniz.
Her seyahatimizde olduğu gibi burada da gerçek indirimden yararlandık diyebileceğimiz alışverişlerimiz oldu. Bata'dan aldığımız 9.90 Euro'ya spor ayakkabı, 13.00 Euro'ya bayan çanta en can alıcı örneklerim:))

Yurtdışına çıktığım zaman hem kendime hem de arkadaşlarıma kart atmak hoşuma gidiyor. Geçmiş zaman olur ki yapmak için kalıcı bir anı ve hatırlatıcı olduğunu düşünüyorum. Geçen ziyaretimde tüm kartları oteller üzerinden attığım için az da olsa içimde göndermemiş olabileceklerine dair şüphe uyanmıştı ve elimize ulaşmamıştı. Bu sefer bizzat kendim postaneden attım ama sadece bana geldi :(. Bu konuda İtalya'ya bir de Mısır eşlik ediyor. Basit bir posta işleminin halen çözülmemiş olmasını anlayamıyorum. Bir de ufak bir ekleme yapmak istiyorum. İtalya'da hediyelik eşya satan dükkanlardan pul alırsanız -her ne kadar üzerinde yazsa da dikkatten kaçabilir- onları yine bu dükkanların önündeki farklı posta servisleri ile gönderebiliyorsunuz ve postanelerde kabul edilmiyor. Ücretleri kıyasla daha yüksek tabi ama bir daha gidersem bu posta şirketlerini de deneyeceğim.

Tüm bu gözlemlerimin dışında soğuk içeceklere 0,50 Euro daha fazla ödeme alan dükkanlar ki hedef biz sevgili turistleriz diyebilirim -tıpkı Sharm El Sheikh'te ürünlerin üzerinde fiyat yazmayıp ne tutturabilirsek diye düşünülmesi ve bizi en basitinden bir şişe su için bile pazarlık yapacak seviyeye düşürmeleri- bir İtalyan teyzenin kendince haklı olması sebebiyle üzerime yürümesi ve mağaza çalışanlarının defalarca benden özür dilemesi gibi ufak ayrıntılar hangisi gerçek İtalya diye düşündürttü.

Ahh bir de gezimizin baş kahramanı sevgili tomtom var. Bir bilen varsa lütfen bize yardımcı olsun. En son rekorumuz 7-8 dakikalık yolu yaklaşık bir saatte, uzatarak bulmamız:)) Bizdeki sinir harbini düşünün artık.

Gezi sonundaki profilimi de özetleyecek olursak pizza&makarnaya doyamamak, gelatodan gözü dönmek ve karşı koyamadığım yine yeniden ziyaret etme isteği şeklinde diyebiliriz.

Daha önceki gezime dair gözlemlerime de Akdeniz'in Çizmesinden Geriye Kalan İzlenimler linkinden ulaşabilirsiniz.

Yeni keşiflerde görüşmek üzere,
Bu yazıyı değerlendirin:
Hallo Berlin

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin