8 minutes reading time (1681 words)

Bir Tutam Ljubljana Bir Tutam Bled

Bir Tutam Ljubljana Bir Tutam Bled

Küçük yüzölçümü ile adeta Eskişehir'i andırdığını düşündüğüm Slovenya'nın başkenti Ljubljana'dayız. Hatta hazır anmışken Eskişehir'in hareketli barlar sokağına doğru bir plan yapsak, Porsuk'u selamlasak, öncesinde de çi'böreklerle midemiz bayram etse. :)) Ljubljiana, 2010 yılında "Dünya Kitap Başkenti" seçilmiş. Belki bir gün bizlerin de kitap dolu günleri olur; kitap okumaya dair alışkanlıkları yaygınlaşır. Tabi bir bir kapanan eski kitapçıları düşündükçe umudum kırılmıyor da değil. :(( Konuyu çok dağıtmayayım ben en iyisi. :))

Sizlerin de yolu Slovenya'ya düşerse mutlaka ikinci bir rota belirlemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü eski şehir merkezini bir saatte yaya olarak dolaşsanız, üzerine hadi hava güzel biraz keyif yapalım deseniz de, nehir kenarında sohbet ve bir iki içecekle 1-2 saat daha süreyi uzatırsınız. Sonra da işte keşiflerin sonuna geldik diyor insan.

Nisan aylarının meşhur yağmurları şehirde hüküm sürdüğü için hava soğuk olmasa da sokaklar neredeyse boştu. Neyse ki ertesi gün gökyüzü bizden yanaydı da Pazar olmasına rağmen ortalık şenlenmişti. Meydandaki Slovenyalı şair France Preseren -Milli marşın sözlerini yazmış- ile karşı çaprazdaki bina duvarına kabartması yapılan Julija ile olan aşklarına tanık olduk. Meydandaki dikkat çekici bir diğer yapı da pembemsi rengiyle "Franciscan Kilisesi". Şehir merkezine konuşlanmış "Tromostovje Most" isimli "Üçüz Köprü", "ZmajskiMost-Dragon" isimli "Ejderha Köprüsü" ve "Mesarski Most" isimli "Kasapçı Köprüsü"nden geçtik. Hiç ummayacağınız yerlerden deniz kabukları, ressam paleti gibi minik heykelcikler ya da gerçek insan boyutlarındaki büyük heykeller yürürken sizleri selamlıyor. Tromostovje Most, St. Michael Kilisesi ve başka mimari eserlerde Avusturyalı mimar Otto Wagner'in öğrencisi Jose Plecnik'in imzası var.

b2ap3_thumbnail_1-ljubljana-france-preseren.jpg

b2ap3_thumbnail_2-ljubljana.jpg

b2ap3_thumbnail_3-ljubljana-dragon.jpg

Adeta şehri iki yakaya bölen Ljublianika Nehri, sakin sakin akarken küçük başkente renk katıyor. İsterseniz yapacağınız tekne turu ile şehre dair kısa bir bakış edinmiş olursunuz. Nehrin paralelinde cafeler yer alıyor; biraz sohbet için ağaçların gölgesindeki bu duraklardan daha iyi bir alternatif düşünemiyorum. Bir de eklemek gerekirse birçok şehirde karşılaştığımız gibi aşıklar köprü demirlerine sonsuz birliktelikler için kilitlerini asıp sevdikleriyle isimlerini yazmışlar.

b2ap3_thumbnail_4-ljubljana.jpg

b2ap3_thumbnail_5-ljubljana.jpg

Biraz dinlendikten sonra sizlere önerim, füniküler sistem ile kısa sürede kendinizi yüksek bir noktaya, kaleye taşımanız. Kaleye çıktığınız zaman tüm şehir gözlerinizin önüne serilecek. Kente yukarıdan bakınca daha çekici gözüktüğünü söylemem gerekir. Minik bir tavsiye olarak, giriş ücreti olarak 8 Euro'ya satılan 'large' diye tabir edilen biletten almayın. Bu bilete, fünikülerle gidiş-dönüş ile kale ve Slovenya tarihine dair bölüm dahildi. Vakitli ziyarette bulunursanız fünikülerle çıkıp, yürüyerek inerek sokaklar arası keşiflerde bulunabilirsiniz. Bir de Slovenya tarihine dair bölümünde barkovizyon gösterisi vardı ki zamanımız azalıyor diye izlemedik.

b2ap3_thumbnail_6-ljubljana.jpg

Kaleden aşağıya indiğinizde sıra sıra dizilmiş kafeleri göreceksiniz. Yayalar için ayrılmış o cadde boyunca da yine dikkatinizi çekecek birkaç yapı bulunuyor. Bunlardan birisi, XIII. yüzyılda yapılmış belediye binası olan "Mestna Hisa". Belediye binasının hemen ön tarafında da -eğer gittiyseniz size hemen Roma/Piazza Navona Çeşmesi'ni anımsatan- bir çeşme yer alır. :)) Venedikli bir heykeltraş tarafından yapılan bu çeşme şehrin üç nehri olan Sava, Krka ve Lyublianka'yı temsilen inşa edilmiş.

b2ap3_thumbnail_7-ljubljana.jpg

b2ap3_thumbnail_8-ljubljana.jpg

Aksi istikamete yürürseniz de kapısındaki bronz kabartmalarıyla oldukça dikkat çekici olan ücretsiz olarak gezebileceğiniz, Aziz Nicolas Kilisesi'ne varırsınız. İçeri girdiğinizde de zengin freskolarıyla buluşacaksınız.

b2ap3_thumbnail_9-ljubljana-aziz-nicolas-kilisesi.jpg

b2ap3_thumbnail_10-ljubljana-aziz-nicolas-kilisesi.jpg

Merkez pazar yerindeki el sanatları ürünlerinin sergilenip satışa sunulduğu, hediyelik birkaç bir şey alacağınız tezgahları gezmeden gelmeyin lütfen. Pazarın kurulduğu günlere denk gelirsiniz de biraz meyva ile içiniz ferahlar ya da seyahatiniz Pazar gününe denk gelirse antika pazarı dikkatinizi çekebilir. Belki hava kötü diye belki de zamanlamayı tutturamadığımız için bahsi geçen pazarı keşfedemedik. Burada dikkatimi çeken bir şeyi de paylaşmak isterim. Pazar yerinin kenarında yer alan kocaman bir üniteden istediğiniz boydaki şişelere soğuk sütünüzü doldurabiliyorsunuz. Gerçi diyeceksiniz ki marketlerdeki günlük sütlerden ne farkı var? Hatta o kazanın içinde beklemiyor mu? Bekliyordur da sanki yeni sağıyormuş gibi :)) gözünün önünde, el değmeden şişene beyaz proteini dolduruveriyorsun. Farklı ya hoşuma gidiyor böyle şeyler.

b2ap3_thumbnail_11-ljubljana.jpg

Mini yürüşümüzün ardından biraz da müzeleri gezelim istedik.

1821 yılında kurulan şehrin önde gelen müzelerinden Doğal Tarih Müzesi'ni haftasonu olduğu için ücretsiz olarak gezme fırsatını yakalıyoruz. Müzenin isminden de anlayacağınız gibi, iskeletler, doldurulmuş hayvanlar, balıklar, midyeler ve doğal taşlar gibi aklınıza gelebilecek diğer türde çok sayıda örnekler yer alıyor. Çok büyük bir müze değil ancak kısa bir bakış için ziyaret edilebilir.

b2ap3_thumbnail_12-ljubljana-dogal-tarih-muzesi.jpg

b2ap3_thumbnail_13-ljubljana-dogal-tarih-muzesi.jpg

Müzenin girişinde beni çocukluğuma götürüp yüzümü güldüren ise kuklalar sergisiydi. Farklı boyutlarda ve görünümde onlarca kukla, dünyamızı değiştiriyor bir anda.

b2ap3_thumbnail_14-ljubljana-dogal-tarih-muzesi-kuklalar-sergisi.jpg

b2ap3_thumbnail_15-ljubljana-dogal-tarih-muzesi-kuklalar-sergisi.jpg

Bu kadar şehir turu yeter dedik ve biraz kuzeye doğru yol alarak mistik Bled ile tanıştık. Sonrasında da Hırvatistan'a doğru yol alıp biraz Zagreb yaptık. Nefesiniz olur da gelmişken bir ülke daha görelim derseniz Avusturya-Graz alternatifler arasında yer alabilir. Şarapla aranız iyiyse rotayı Slovenya'nın ikinci büyük şehri olan -aynı zamanda 2012 Avrupa kültür başkenti- ve birçok festivale ev sahipliği yapan Maribor'a çevirip lezzetli tadımlar yapabilirsiniz. Bu güzergahlar için araç kiralamanız hem zaman tasarrufu sağlayacaktır hem de birkaç kişiyseniz ödemeleriniz trenden çok daha ucuza gelecektir. Bildiğiniz gibi Avrupa'da araç kiralamak ve depoyu doldurmak çok can yakıcı olmuyor. :)) Yeniden aynı güzergahlara yolum düşerse ve vaktim olursa İtalya'dan da bir tutam tat almak için Trieste'ye ya da yeniden bir gondol keyfi yapmak, en azından anılara yolculuk için Venedik'e rotayı çevirmek yüzümü gülümsetebilir. Birçok turizm firması Venedik sonrası -mesafenin yakın olması sebebiyle- günlük Bled turlarını programlarına ekliyorlar. Açıkçası ya sonbaharda ya da Julian Alpleri'nin beyaz, güçlü görüntüsünü daha sıkı hissedebilmek için kışın Bled'de bulunmak düşüncesi bana daha çekici geliyor. Nehri çevreleyen beyaza bürünmüş ya da kırmızı, sarı ve diğer tonlardaki ağaçların adeta bir tablo gibi bizi karşılayacağı hayallerimde yer aldı bile.

b2ap3_thumbnail_16-bled.jpg

Yaklaşık 60 km'lik yolu katettikten sonra bir Ortaçağ kasabası olan Bled'e vardık sonunda. Bir de yol üzerinde tabelalara dikkat ederseniz daha sakin bir yaşantının sürdüğü Bohinj'i göreceksiniz. Orada da doğayla kucaklaşmanız mümkün. Biz okuduğumuz yorumların da etkisiyle Bled'e daha çok vakit ayırmak istedik ki iyi ki de öyle yaptık.

Göl etrafında yürüyüş yapmak ya da motorsuz, pedallı, çok-kişili bisikletlerle mini göl turu yapmak alternatifler arasında. Hatta bu kadar gelmişken ada üzerindeki kiliseye varmak için 99 basamağı çıkmaya niyet edersiniz belki kim bilir? :)) Söylentiye göre buraya gelen yeni evli çiftlerden damat, gelini kucağına alarak bu basamakları çıkıyormuş. Ve rivayet bu ya gelin konuşmadan çıkarsa -ki burada bence damat sabredip konuşmazsa makbul olur- evlilikleri sorunsuz bir şekilde devam edermiş. :))

b2ap3_thumbnail_17-bled.jpg

Manzaraya kuş bakışı konumda olmak isterseniz Slovenya'nın en eski (1011) kalesinden birine çıkmak şart derim. Ancak kale için sadece giriş almanız yerinde olur. Biz tüm bölümleri kapsayan bilet (9 Euro) aldık ancak tüm bölümler dediklerinden çok manzara var gerisi boş. :)) Bir de ne giriş ne çıkışta ne de bazı canlandırmaların yapıldığı bölümlere girişlerde kimseler biletinizi kontrol etmiyor. Viyana'nın saatlerce gezmekle bitmeyen müzelerine 12 Euro verirken burada 9 Euro vermek, manzara sattırıyor kardeşim dedirtti mi, evet dedirtti. Hep bu bir kere geliyoruz tekrarı yok demelerimiz yok mu... :))

Kalenin içerisinde ayrı bir bölümde şarap tadımı ve satışı da yapılıyor. Hediyelik eşya için de en öncelikli tavsiyem kalenin içerisinde yer alan Slovakça ilk kitabın -Primoz Trubar'a ait- basıldığı matbaada el yapımı kağıtlara isimlerinizi ve geliş tarihinizi bastırabilir, hatta siz de basma işlemine yardımcı olabilirsiniz. Bunun dışında da Bled manzaralı çerçevelik çizimler ya da üzerine güzel sözlerin yazıldığı kitap ayraçları var. Ljubljana'da ağırlıklı olarak bayrağında, armasında karşımıza çıkan ve şehrin simgesi olan ejderha bibloları ile karşılaştığımız için buradakilerin daha farklı bir hatıra olduğunu düşünüyorum. Ejderhanın şehre dair hikayesi ise şu şekilde: Şehre ilk gelen Yunan kahramanlarından Jason, Kral Aites'i yener ve yanlışlıkla buraya gelmiştir. Nehir yatağında da karşılaştığı ejderha ile dövüşmesi ve galip gelmesi üzerine de bu şehir efsanesi oluşturulmuş. Hava güzel olursa bu bölümün hemen solundaki yerde azıcık manzaraya yüzünüzü çevirerek bir iki yudum bir şeyler için derim.

b2ap3_thumbnail_18-bled.jpg

b2ap3_thumbnail_19-bled-hediyelik-ejderha.jpg

Çoğu yerde masalsı olarak tabir edilen manzarayı karşınıza alarak birşeyler yemeniz de mümkün. Hazır buralara kadar gelmişken 1953'ten beri aynı tarif ve tatla yapıldığı söylenen tatlıları "Kremna Rezina" da ne ola ki dedik. Ana malzeme olarak milföy, krema, yumurta ve pudra şekeri ile yapılan tatlının en lezzetlisini Bled'de tadabileceğiniz söyleniyor. Bunda manzaranın da payı vardır derim. Bir porsiyonun-tatlı seven birisi olmama rağmen- bana fazla geldiğini de söyleyeyim. Kendine has diyebileceğim lezzeti eksikti, tatlı ama şeker tadını pudra şekeriyle hissediyorsunuz sadece. Belki de bu tatlıya kahve eşlik etseydi daha lezzetli olabilirdi. Yine de ah olsa da yesek diyeceklerim listesine girmediğini eklemek isterim. Tek merak ettiğim ve maalesef tadamadığım ise "Cockta" ismini verdikleri kafeinsiz, kola renginde olan kuşburnundan yapılan içecekleri oldu.

b2ap3_thumbnail_20-bled-kremna-rezina.jpg

Esas odak noktamız olan minik adacık üzerindeki Mary Assumption Kilisesi'nden gözümüzü aldığımızda burada da doğanın biz insanlar için nasıl katledildiğini fark ettik. Golf sahaları, kongre merkezi, taş yığını oteller gölün kenarında, birbirine sırt vermiş ağaçların arasında kütlesel olarak kendilerini gösteriyor. Nereyi keşfetsek bencil duygularla hükmediyoruz. Peki bizden sonraki nesillere ne bırakacağız?

Biraz yürüyüş, biraz fotoğraf ve dinlenmece kısmını bitirip huzur stoğumuzu da doldurduktan sonra başkente doğru yol alıyoruz. Slovenya içerisinde araç kullanacaksanız bizdeki KGS mantığındaki haftalık ya da aylık stickerlardan almayı unutmayın lütfen. Yanlış hatırlamıyorsam 200 Euro'ya varan cezalardan bahsedilmişti. Biz, yol üzerindeki bir benzinciden haftalık olanını 11 Euro'ya aldık.

Çok sevilesi bir uygulamayı da paylaşacak olursam; şehir merkezine geldiğinizde, opera-bale binasının önünde ve ilerisinde yer alan paftada mavi çizgili yerlere, hafta sonu park etmek ücretsiz oluyormuş. Acelesiz ve ödemesiz park etme özgürlüğünün keyfini çıkarın.

Bizler için akşam eğlenmeye çıkmak artık Latin dansı nerede varsa orası oldu. Bu yüzden yine tercihimizi dans gecesinden (DanceFloor) yana kullandık. :)) 22:00 sularında kalabalıklaşan mekana giriş ücreti olarak 5 Euro alınıyor. Ağırlıklı olarak başlangıç seviye dansçıların olduğu mekan, büyük ve ferahtı. Çok fazla da kalabalık olmadığı için güzel müziklerin keyfine vardık. Bahçesinde otoparkı da olduğu için parkla ilgili sorun yaşamazsınız. Toplu taşıma ve taksiler hiç gözüme ilişmedi ama elbet bulunur bir çaresi. Yaz aylarında giderseniz de kalenin avlusunda dans geceleri oluyormuş ki yıldızlar altında çok cazip bir mekan olacağını düşünüyorum (Hayallerinize yardımcı olacak fotoğrafı da ekledim :)) ).Gece saat 1 gibi mekanda son parçalar çalmaya başladı ve bizler de tatlı rüyalar ülkesine yolculuk için harekete geçtik.

b2ap3_thumbnail_21-ljubljana-kale-avlusu.jpg

Dönüş yolculuğunu da bir koşturma bir telaşla sağ salim atlatmış olduk. Uçağımızın kalkmasına 20 dk. olmasına rağmen hala kontrol noktasında telefon yedek şarj aletlerine varana kadar "Bu ne işe yarıyor?", "Bu nedir?" sorularıyla mücadele ediyorduk ki en sonunda tüm çantayı tepe taklak ettim de bir dakikada geçiş sağlayabildik.

Şöyle bir düşündüğümde bu yolculuğumuz bize çok fazla anılarla doluydu dedirtmedi. Mini bir hafta sonu tatili gibiydi. Ekonomik olarak herhangibir büyük Avrupa şehrinde harcayabileceğimiz kadar da harcamış olduk. Azıcık pişman olduğumuzu siz de sezinlediniz mi cümlelerimden. :)) Bizi bu havayolu şirketlerinin promosyon biletleri bitirdi. :)) Neyse ki önümüzde daha çok seveceğimiz başka tatiller olacak.

b2ap3_thumbnail_22-ljubljana.jpg

Yeni keşiflerde görüşmek üzere,
06.04.2014

 

Bakü’nün Kız Kalesi (Qız Qalası) ve Hikayesi
İstanbul’da Nerelerde Balık Tutulur?
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin