4 minutes reading time (719 words)

Belgrad’da Üç Gün

belgrad-da-uc-gun.jpg

27-30 Ağustos 2013

Kendi dillerindeki ismiyle "Beograd" yani "Beyaz Şehir". Bu nitelemeyi, geleceği belirsiz olan bir şehre konulan renk olarak yorumladım açıkçası. Bir yandan her şey çok eski, savaşın kokusu bile duruyor denebilir, bir yandansa yenileşme çırpınışları. Turizmlerinin buna katkısı oldukça fazla olacaktır. Her ne kadar çok fazla görülecek yer olmasa da insanların pek çoğu keşfetmeye geliyor bu şehri. Belki de bir kısmı savaştan ne kadar yara aldığını görmeye.

Belgrad'ı görüp hissetmek için üç gününüz varsa bu işi oldu bilin. Hatta belki de daha fazlası sizi sıkabilir. Görülüp gezilmesi gereken her yer çok küçük bir alanın içinde denebilir. Sadece 2-3 gidilecek yer o alanın dışında. Şehre indikten sonra ilk iş olarak Belgrad haritasını elinize aldığınızda zaten anlayacaksınız. Yapıların hepsi birbirine çok yakın sıralanmış. En meşhur caddesi olan Knez Mihailova'nın en batı ucundan haritanın en doğusunda göreceğiniz Sava Tapınağı/Kilisesi'ne kadar ki mesafeyi arşınlamanız 45 dakikadan fazla sürmeyecektir.

Bizim kaldığımız otel tren istasyonunun tam karşısındaki "Belgrade City Hotel"di. Tam sağ çaprazında da otogar bulunuyordu. Otelden Knez Mihailova'ya ve civarındaki her yere yürümek en fazla 20 dakikamızı aldı. Gayet merkezi bir yerdeydi dolayısıyla. Bavullarla yorulmamıza hiç gerek kalmadı, enerjimizi şehre ayırabildik böylece. Otelin kahvaltısından da oldukça memnun kaldık, kesinlikle tavsiye ederim. Resepsiyondakiler de her ne sorduysak detaylı ve gayet kibar bir biçimde cevap verdiler. Otelden hava limanına gitmek de çok basit oldu dönüşte. Yolun karşısından 20 dakikada bir kalkan otobüslerle 300 dinar karşılığında yarım saat yolculuk yaptıktan sonra Nikola Tesla Hava Limanı'na varabiliyorsunuz.

Nikola Tesla demişken, bu değerli kişiliğin günlük hayatımızda ne denli önemli rol oynadığını öğrenmek istiyorsanız müzesini kesinlikle ziyaret edin derim. Zira benim için şehrin en keyifli iki durağından biri orası oldu.

b2ap3_thumbnail_nikola-tesla-muzesi-nde-bir-deney.jpg

Bir şehri her zaman görülecek yerleriyle tanımlamam, aldığım hislerle hatırlarım daha sonra oraları. Geri kalan tüm Belgrad anılarımı unutabilirim mesela ama haritada göreceğiniz adıyla Novi dvor ve Stari dvor (Yeni Saray ve Eski Saray) arasındaki ufacık yeşillikte aldığım enerjiyi asla unutmayacağıma eminim.

b2ap3_thumbnail_stari-dvor-la-novi-dvor-arasindaki-iyi-enerji-mekani.jpg

Diğer önemli, muhakkak görmeden dönmeyin diyeceğim, en keyif aldığım ikinci durak ise Afrika Sanat Müzesi. Dünya'da bir benzeri daha olmayan bir müze. Sadece Afrika'daki kabilelerde üretilen sanat eserleri var içerisinde. Ayrıca Afrika'nın en meşhur zekâ oyunu (ben tavlaya benzettim biraz taktik konusunda) 'mankala'yı öğrenip oynayabilirsiniz. Bu sanat eserlerinde en gözüme çarpansa kültürlerini yansıttıkları eserlerde birçoğunun anaerkil yapıya (ne kadar anaerkil olabileceği tartışmalıdır tabii) uygun düştüğünü görmek oldu. Örneğin erkek heykellerin, oymaların penisleri yokken (ben sadece bir tanesinde penis gördüm) kadın oymaların hepsinde göğüsler ön plandaydı. Avrupa sanatıyla çok fark varmış gibi gelmedi mi size de?

a1sx2_Thumbnail1_afrika-sanat-muzesi.jpg   a1sx2_Thumbnail1_afrika-sanat-muzesi-nden-kadin-ve-erkek-figurler.jpg

Bizi hayal kırıklığına uğratan yer ise Yugoslav Tarihi Müzesi oldu. Müze bahçesi içinde üç yapı var. Ana yapıda Yugoslav tarihinde önemli bir yere sahip Josip Broz Tito'ya dış ülkelerden gönderilmiş hediyeler sergileniyor. Bana şu izlenimi verdi açıkçası: "Yıllarca savaştık durduk, maalesef bir eserimiz yok sergileyecek, biz de gelen hediyeleri sergileyelim bari." Sırf müze olsun diye konulmuşlar gibi. Ya da Yugoslavya dağılınca Sırbistan topraklarında kalan bu hediyeleri devlet yetkilileri "Ne yapsak, çöpe atsak olmaz en iyisi biz bunları sergileyip müze yapalım." demişler gibi resmen. O binada aklımdan çıkmayan görüntüyse hediyeleri getirenlerin Belgrad'da çekilmiş fotoğraflarından biriydi. İran şeyhi ve eşinin fotoğrafı. 60'larda ne kadar modern olduklarını görünce inanın ağlayasım geldi. Aynı bahçe içindeki Eski Müze olarak adlandırdıkları yapıda bir zamanlar Yugoslavya'ya ait ülkelerin etnik giysileri, savaş aletleri vs. sergilenmiş. Üçüncü yapıysa "House of Flowers/Çiçek Evi". Tito'nun mezarının bulunduğu yer. Pek fazla çiçek görmeyi beklemeyin derim. Çok sayıda enteresan meşale görebilirsiniz ama.

En meşhur yerlerinden biri olan Skadarlija Sokağı'na gece gittik, bohem bir sokak olduğu yazıyordu ama bizim İstiklal'deki Nevizade'den farksız bir yerdi geceleyin.

Tuna manzarası görmek istiyorsanız Belgrad Kalesi ve bahçesindeki pek çok yerde çok güzel fotoğraflar çektirebilirsiniz. Bahçesinde fotoğraf sergisi vardı, dünyanın pek çok yerinden eşsiz güzellikte kareler yer alıyordu. Giderseniz bir göz atabilirsiniz.

a1sx2_Thumbnail1_belgrad-kalesinden-sehir-manzarasi.jpg   a1sx2_Thumbnail1_belgrad-kalesinin-baska-bir-ucundan-tuna-nehri-manzarasi.jpg

Bu yapıların hepsi şehrin eski kısmında yani "Stari Grad" tarafında.

Yeni Belgrad kısmında görülecek yerlerden biri Zemun mahallesi ve Janos Hunyadi Kulesi. Kuleden şehir manzarası gerçekten seyredeğer.

b2ap3_thumbnail_janos-hunyadi-kulesi.jpg

Belgrad'ı Türkiye şartlarıyla kıyaslayacak olursak, taksiler ucuz, örneğin Zemun'a giderken (3 gün gibi kısıtlı bir süreniz varsa mesela) taksiyi kullanabilirsiniz. Mesafe yürümek için biraz fazla denebilir.

Otel dahil 3 günlük Belgrad turunuzu 600 TL'ye yapabilirsiniz. Üstelik bol bol, istediğiniz yerde yiyip içerek. Bir öğününüz yaklaşık 700-800 dinara geliyor, biranız dahil. Bu da yaklaşık 6 avroya karşılık geliyor.

Diğer bir önemli not: Aylardan Ağustos olmasına bakmayın, oralara sonbahar erken geliyor!

Belgrad gezimin sonunda çıkardığım sonuç: İstanbul'um, İstanbul'um, canım İstanbul'um!

 

Astana
Kurgan
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin