4 minutes reading time (744 words)

Basel

basel-1.jpg

Basel, İsviçre'nin kuzeybatısında Ren nehrinin üzerine kurulmuş, güzel mi güzel, yeşil mi yeşil bir şehir. Hani şu çizgi filmlerden fırlamışçasına şirin ev ve sokakları, bisikletleri, temiz havasıyla "Ya, insanlar ne kadar rahat yaşıyorlar, bizse İstanbul'da... " diye başlayıp İstanbul'un kirliliği, gürültüsü, çirkin betonlaşmasından bitmeyen şikâyetlere başlamamıza sebep olan Avrupa şehirlerinden.

b2ap3_thumbnail_basel-2.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-3.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-9.jpg

Ben Basel'e beş haftalığına bir staj için gittim. Aslında kaldığım yer ve ofisim tam olarak Basel'de değil, Almanya sınırı içinde kalan Grenzach-Wyhlen'daydı. Grenzach'tan Basel şehir merkezine bisikletle 20 dakikada ulaşılabiliyor. Zaten Basel'deki birçok İsviçreli de Basel de çalıştığı hâlde genel olarak Almanya İsviçre'ye göre çok daha ucuz olduğundan, Grenzach'ta yaşıyor ya da alışverişlerini orada yapıyorlar. Grenzach gibi küçük bir kasabada birden fazla büyük market ve bu marketlerin otoparklarının hiç boş kalmamasının başka bir açıklaması da olamaz zaten. Hâlâ kafasında soru işaretleri olanlar varsa, evet, İsviçre'de Schengen bölgesine dâhil. Schengen vizesiyle İsviçre, Almanya ya da Fransa'ya (evet Almanya gibi Basel'den Fransa'ya gitmek çok kolay) gittiyseniz siz de rahat rahat ülkeler arasında giriş-çıkış yapabilirsiniz; zaten çok nadiren arabalara sınırda kontrol yapıldığı oluyor, onun dışında yabancı olduğunuz çok göze çarpmıyorsa yaya ve bisikletlileri durdurmuyorlar.

Bu arada "yabancı olduğunuz çok göze çarpmıyorsa"» demişken... Evet, ben neredeyse her gün sınırı bisikletle günde en az iki kez geçmeme rağmen hiç durdurulmadım ama Grenzach'ta bizimle sadece bir hafta kalan aslen Ugandalı, fakat Norveç vatandaşı olan arkadaşım, sınırdan daha ikinci geçişte polis tarafından durduruldu ve yaklaşık yirmi dakika-yarım saat kadar polisler tarafından sınırda tutuldu, üzeri kontrol edildi. Benzer şekilde, Grenzach'ta staj yaptığım sivil toplum kuruluşunda başımızdaki kişi de annesi Ganalı, babası Alman olan bir Alman vatandaşıydı. O da birkaç haftada bir sınırda düzenli olarak durduruluyormuş. Ten renginin bir şüphe unsuru olarak görülebilmesi ne kadar rahatsız edici, ırkçılığın bu boyutları benim tüylerimi ürpertiyor...

Ben Basel'e tam yazın ortasında gittim, buna rağmen ara ara hep yağmur yağdı, havanın çok serin olduğu zamanlar oldu. Ama yine de kesinlikle Basel'e yazın gidilmeli (tabii diğer mevsimlerde nasıl olur pek bilmiyorum belki diğer mevsimlerde de ayrı bir güzeldir ama yine de yazın mutlaka bir görülmeli). Neden yazın? Bir kere Basel'in ortasından geçen Ren nehrinde yüzme imkânınız var ki şehrin en büyük eğlencesi bu gibi gözüktü bana. Hafta içi akşamüstü ya da hafta sonları mayosunu ve su geçirmez yüzen çantasını kapan soluğu nehirde alıyor. Basel'de yüzmenin usulü biraz farklı, aslında yüzmek değil kendini akıntıya bırakmak daha doğru bir tabir olur. Nehir çok hızlı aktığından, nehirde öyle biraz yüzüp gelmek pek mümkün değil. O yüzden, bahsettiğim su geçirmez çantalar çok mühim. Nehire atlarken bütün giysilerinizi ve eşyalarınızı çantanın içine koyuyor, ağzını sıkı sıkı kapatıyor, sonra çantayı da alıp nehre öyle atlıyorsunuz. Nehir sizi güzel güzel sürüklüyor, sonra nerede isterseniz orada tekrar kıyıya çıkıyorsunuz. Sonra hele bir de akşam üstüyse, çantanızda getirdiğiniz yiyecekleri çıkarıyor, isterseniz herkesin kullanımına açık olan mangalın kenarına gidip et, balık, patlıcan vs. orada kızartıp da sonra nehrin kıyısında eski Basel evlerine, kiliselerine bakarak yiyebiliyorsunuz. Yanınızda birer paket İsviçre peyniri ve çikolatası da varsa... Gel de şimdi Basel'i özleme.

b2ap3_thumbnail_basel-6.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-7.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-8.jpg

Bir de yaz boyunca tam şehrin merkezinde kurulan bir açık hava sineması var. O da Basellilerin ikinci gözde yaz aktivitesi. Ayrıca benden söylemesi, İsviçre zaten pahalı bir de sinemaya mı para vereceğim derseniz sinemanın kurulduğu meydanda, kilisenin kenarına oturup da izleyebilirsiniz filmleri.

Basel'de genel olarak Almanca konuşuluyor. Fakat sık sık İngilizce, Fransızca ve İtalyanca da duymanız mümkün. Bu arada daha önce İsviçre'ye gitmeyenler için, İsviçrelilerin kullandığı Almanca ve Fransızca, hem kullandıkları sözcükler hem de aksan açısından biraz farklı. Eğer bu dillerden birini biliyorsanız, bu farklılıklardan dolayı başlangıçta bazı zorluklar yaşayabilirsiniz. Sanıyorum Fransızca'da o kadar sorun olmuyor da ben birçok Alman'dan "biz İsviçrelileri hiç anlamıyoruz", "Almanca konuşmuyorlar ki onlar" benzeri şeyler duydum (ki İsviçreliler bu lafları duymaktan hiç mi hiç haz etmiyorlar).

Sonuç olarak, Basel çok mu çok güzel. Vize problemini de halledebiliyorsanız, Basel'i mutlaka bir görün, hatta yine imkânınız varsa kısa bir süre buralarda biraz zaman geçirin derim. Üstelik İstanbul-Basel uçuşları çok ucuz, uygun fiyatlı uçuş ve konaklama imkanlarını bulmak, rezervasyon yapmak için trivago.com'u kullanabilirsiniz.

b2ap3_thumbnail_basel-4.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-5.jpg

b2ap3_thumbnail_basel-10.jpg

Yalnız bir de şunu söylemek gerek, her ne kadar mükemmel, ömür boyu yaşanası gibi bir yer olarak gözükse de Basel, işte orada yaşamaya başlayınca nedense bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayabiliyor. Sadece İstanbul'dan gelen bana sıkıcı gelmiyor üstelik, Basel'de yaşayan birçok farklı kişiden de benzer şeyleri duydum. Bu da hayatın bir cilvesi ya da insanoğlunun kıymet bilmezliği olsa gerek ya da açıkçası ben hakkında söyleyecek kötü şey bulamadığım bir şehirde nasıl oldu da son zamanlarda biraz sıkılmaya başladığımı kendime açıklayamıyorum... Acaba bunu anlamaya çalışmayı bahane edip bir dahaki yaz yine bir Basel'e mi gitsem?

Hollanda’nın Tarihi Şehri Leiden
Paris
 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin