3 minutes reading time (651 words)

Barnaul ve Altaylar

barnaul-ve-altaylar-mine-ekinci.jpg

[2011 yılında gerçekleştirdiğim Rusya-Kazakistan-Moğolistan seyahatimden notlar serisi 9]

Kazakistan'dan Altaylar'a giden yolumuzda bir geceliğine Barnaul'da kalmaya karar veriyoruz. Bizi misafir eden Victoria, iki yazdır Türkiye'de farklı otellerde animatörlük, ayrıca Anadolu yollarında sırt çantasıyla seyyahlık yapmış. Dolayısıyla biraz Türkçe laflama şansı buluyor, onun Türkiye yorumlarını dinliyorum. Genel olarak bütün yorumları çok olumlu, sadece Türk erkeklerin fazla duygusal ve dramatik oluşlarından şikâyet ediyor ve Türk kadınlarını erkeklere göre daha mesafeli bulduğunu söylüyor; yorumları çok beklenilir ama aynı zamanda gerçekten çok içten olmalarıyla güldürüyor beni.

Bir şehir turundan sonra beraber Victoria'nın büyükannesini ziyaret etmeye gidiyoruz. Bir de ne görelim doksan yaşındaki süper-anane bize biliniyler (Rus krebi, daha önce de bahsetmiştim hatırlarsanız) hazırlamış, yanında da ev yapımı böğürtlen reçeli ve çay: Mutluluk denilen şey bu olsa gerek. Sonra başlıyor hikâyeler... İkinci Dünya Savaşı'nda, savaş boyunca orduda geçen yılları, aldığı madalyalar, halen okullarda davet üzerine sınıflara anlattığı anılar, ezberden şarkılar, şiirler, torunlar, torunların çocukları, torunların torunları. Ben soruyorum, o anlatıyor, Leo da bir yandan kameraya çekiyor. (Neler konuştuğumuzun ayrıntılarına girmiyorum, filmde onu kendi ağzından dinleme şansını zaten bulacaksınız.)

...

Barnaul'da tanıştığımız Protestan kilisesi için çalışan rahip, çevre illere kilisenin gazetesini dağıtmak için yola çıkarken bizi de katıyor yanına, böylece pek rahat, zevkli bir geçiş yapıyoruz Gorno-Altaysk'a. Gökyüzüne kadar yeşil Altaylar, sonu başı olmayan steplerden sonra gözüme, ruhuma iyi geliyor. Şehir merkezinde değil, yakınlarda bir çiftlikte kalıyoruz bu sefer ve böylece gerçek, otantik bir "banya" deneyimi yaşama şansı buluyorum. Henüz hamama girmemiş olan bu bünyeye banya biraz zor gelse de, böyle sobalı, ahşap bir banyayı bir daha nerede bulurum diyor, neyse ki ayılıp bayılmadan bu ritüeli tamamlamayı da başarıyorum.

...

Altay Bölgesi'nde Rusça dışında Altayski ve Kazakça da konuşuluyor. Altaylı bir şoförle tanışıyorum, kendi deyisiyle "gerçek bir Altay". Bunu özellikle söylüyor çünkü gerek ekonomik koşulların zorluğundan gerek geçen yüzyılda uygulanan Sovyet nüfus değişimi programlarıyla bölgedeki Altay nüfusu Orta Asya'ya ve Rusya'nın diğer bölgelerine dağılmış. Sonra "Gerçek Altay" dostumla fark ediyoruz ki Altay diliyle Türkiye Türkçesi arasındaki benzerlikler çok fazla, bizim kullandığımız birçok "öz Türkçe" sözcük onların dilinde de var, kullandıkları gramer ve sözcük, cümle vurguları çok benzer, anlamadığım birçok sözcük olmasına rağmen sanki anlayabilirmişim, anlıyormuşum hissine kapılıyorum. Coğrafi olarak Kazakistan daha batıda yer alsa da bir şekilde Altaylılarla dillerimizin daha yakın olması açıklanabilir olmakla beraber yine de hoş ve ilginç. "Senin adın ne?" demiyorlar da "Senin adın kim?" diyorlar mesela, bizim bildiğimiz basit fiil köklerinden türetilmiş başka sözcükler kullanıyorlar. Yani diyeceğim o ki şu ilkokulda öğrendiğimiz "Güzel Türkçemizin Ural-Altay dil ailesinin Altay kolunda" yer aldığı yalan değilmiş sevgili okurlarım, gittim gördüm, naklen bildiriyorum!

Şu yukarıda değindiğim ekonomik koşullar kısmı önemli. Altay bölgesi enfes güzellikte olsa da ulaşım zorluğu ve tarıma ve sanayiye elverişsiz hava koşulları nedeniyle bölge Rusya'nın ekonomisi en zayıf bölgeleri arasında ilk sıralarda geliyor. Konuştuğum hemen hemen her kişi, "Gerçek Altay" dostum da dahil olmak üzere, önce dağlara, ağaçlara sevgiyle bakıp burada yaşamaktan çok mutlu olduklarını söylüyor, fakat ekliyor: "Bir de fakirlik olmasa..." Ama öyle büyüleyici bir güzelliği var ki gerçekten Altayların, (dağlar arasındaki dokuz saatlik yolculuk boyunca biraz kestirmek söyle dursun gözümü camdan ayırmadım; tabii Kazakistan'ın bitmek bilmeyen düz sarısından sonra yeşile maviye de acıkmış oluyor insan, onun da etkisi olacak) o dağlar, nehirlerle daha yeni yüz yüze gelmiş benim için, "fakirliği" hissetmek zor.

Fakat son yıllarda yapılan yatırımlarla da beraber turizmin yakın zamanda bölgeye daha da büyük katkılar sağlayacağını umuyor Altaylılar. Putin'in Altaylar'a duyduğu özel sevgi, kendine dağların içinde yaptırdığı villa ve -dedikodu o ki- sadece sevgili Vladimir villasına ulaşabilsin diye yaptırılmış, normalde kapalı tutulan 100 km yol da zaten var olan umutları daha da arttırıyor.

...

Altaylarda yol alır Moğolistan'a doğru yaklaşırken, birkaç kilometre içinde bir anda bütün manzara değişiveriyor. Taş, kaya, yer yer küçük otlar. Sınırı geçmeden kaldığımız küçük Kazak kasabasının adı da "Kosh-Agach" zaten Altayski dilinde "ağaçsız" demek. Binaların dışına yapılmış tahtadan tuvaletleri, susuzluğu, sebzesiz-meyvesizliği, "yurtları", misafirperver insanlarıyla bu durak Moğolistan'a güzel bir hazırlık oluyor. Yarın sabah erkenden Moğolistan'a doğru yola çıkacağız!

Barnaul – Altay Kray

Altay Cumhuriyeti

Koş Agaç

Moğolistan 1 - Zaman, Yol ve “Onlar”
Astana

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin