2 minutes reading time (356 words)
Öne Çıkarılmış 

Antakya - Eski Şehrin Sokakları

Antakya - Eski Şehrin Sokakları

Eski şehrin sokakları

Nasıl anlatsam, nerden başlasam diye düşünürken kendimi şehrin eski sokaklarında buldum. Antakya çok eski bir yerleşim yeri. Değişen yerleşik toplumlar, doğal afetler gibi birçok etmenden ötürü defalarca yeniden kurulmuş. Şehrin merkezî caddelerinden Kurtuluş Caddesi sokaklarında yürüdüğünüzde bu "yıllanmış şarap" tadına kendiliğinizden varıyorsunuz.

Eski Antakya evleri, genellikle yığma taş üzerine ahşap materyalle inşa edilen, 2-3 katlı, daracık merdivenli geniş avlulu yapılar. Bu evler, sokaklarda karşılıklı konumlanmış, genellikle oldukça iyi güneş ışığı alan, avlusunda limon/portakal veya turunç ağacı eksik olmayan, kapıları her daim misafirlere ve komşulara açık (gerçek anlamda kapılar her zaman açıktır), adeta bütünleşmiş bir toplum anlayışının ürünleri. Bu güzelim evler üzerine saatlerce yazabilirim, ancak bu atmosferi anlayabilmek için sokakları kendi gözlerinizle görmeli ve mutlaka bir evin avlusunda Hatay usulü uzun uzun kaynamış Türk kahvenizi yudumlamalısınız. (Fotoğraf makinenizi eksik etmeyiniz.)

Antakya'daki yerleşik toplumun kültür çeşitliliğinden her yerde bahsedilir (ben de önceki yazımda bahsetmiştim biraz). Ben bu yazımda şehirde neredeyse yan yana duran Katolik Kilisesi ve Anadolu'da yapılmış ilk cami olan Habib-i Neccar Camii'nden bahsedeceğim. Katolik Kilisesi eski bir Antakya evinin dönüştürülmesiyle bu halini almış. İçeri girdiğimiz andan itibaren güzel avlusu, rengarenk çiçekleri, ibadet halindeki topluluk üyelerinin çaldığı bendir sesinin büyüsüne kapılıyor ve uzun süre bu güzelliğin etkisinde kalıyoruz. Bir sonraki durağımız Habib-i Neccar Camii oluyor. Caminin geniş avlusu, hemen önünde akan trafiği umursamaz bir şekilde sükunetin verdiği yoğun huzuru yeniden hatırlatıyor. Her köşedeki tarihi figürler sizi ait olduğunuz zamandan çekip çok eskilere yolculuğa çıkarmaya hazır...

Antakya'da yoğun bir kültür-sanat kuşatması içindesiniz. Yürüdüğünüz sokaktan girdiğiniz cafe'ye kadar her köşede dingin müzik sesleri, heykeller, vitray çalışmaları karşınıza çıkıyor. Dünya'nın en büyük 3. Arkeoloji müzesi olan Hatay Arkeoloji Müzesi başka bir yazının konusu, ancak bu noktada Tıbbi Aromatik Bitkiler Müzesi'nden bahsedeceğim. Yine geniş avlulu bir eski Antakya evinin restore edilmesi ve çeşitli bitki bilgilerinin görsel sunumlarının eklenmesiyle 2012'den beri faaliyette olan bu ilginç müzeyi ben ilk defa bu gezimde görmüş oldum. Özellikle alternatif tıp ile ilgilenenler için görülebilecek bir derlemeden ben Antakya'nın olmazsa olmaz bitkileri Defne ve Zahter görsellerini paylaşıyorum.

Son olarak bu kadar gezdikten sonra otantik bir Antakya tatlısı olan Haytalı ile enerjimizi topluyoruz. Unutmadan, Adanalı dostlarmıza selamla hatırlatıyoruz: Haytalı asla Bici Bici değildir. :)

Antakya,

Hallo Berlin
Hola Barça!

İlgili Yazılar

 

Yorum (0)

There are no comments posted here yet

Yorumunuzu bırakın

Posting comment as a guest. Sign up or login to your account.
Ekler (0 / 3)
Share Your Location

Bizi takip edin